Tükenmeden kendi iç ritmini bulmak
Zamanı sürekli bir yerlere yetişmeye çalışarak ve yetmediği durumlarda suçluluk duyarak geçirmek bizimen büyük çıkmazımız..
Hayatı akrep ve yelkovanın hakimiyetinde,her günü e postalar toplantılar ve bitmeyen yapılacaklar listeleri arasında geçen kurumsal şirket yöneticisi Erenin hikayesi aslında tam olarak bu halimizi anlatıyor. Hayatın hızına ayak uyduramadığı bir dönemde yolu Bilge ile kesişiyor. Bilge zamanı sadece saat tıkırtılarından ibaret mekanik bir kavram olarak görmeyen anın kalitesine ve derinliğine inanan bir mentör.Erenin kronik zaman yetmezliği şikayetlerini dinleyen Bilge, zamanı sadece saat tıkırtılarından ibaret mekanik bir kavram (Kronos) olarak görmeyen,anın kalitesine ve derinliğine (Kairos) inanan zamanı yönetmeye çalışmanın faydasız olduğunu asıl yönetilmesi gereken şeyin odağımız ve enerjimiz olduğunu anlatan bir mentör.
Bilge doğadaki simgelerden ilham alarak Erene hayatını optimize etmenin felsefi ve pratik yollarını 6 öğreti ile gösteriyor:
1.Güneş dışsal faktörleri kontrol edemeyeceğimizi ve sadece kendi anımızı yönetebileceğimizi
2.Ay biyolojik ritmimize uygun gün planlamayı öne çıkarıyor. 3.Bal arısı aynı anda birçok işi yapmayı bırakıp tek bir göreve odaklanmayı
4. Dağ kristali öncelikleri netleştirip neye evet neye hayır diyeceğini bilmeyi
5.Arı kovanı zihni rahatlatacak basit sistemler kurmayı
6.Sekoya ağacı ise tükenmişlik yaratmayacak uzun vadeli bir yaşam modeli inşa etmeyi anlatıyor.
Kitapta sadece teori yok zihinsel verimlilik için 90 dakika odaklanma ve 30 dakika dinlenme gibi günlük hayata uygulanabilecek somut egzersizler var. Eren bu pratikleri uyguladıkça üzerindeki o ağır yetişememe baskısı azalıyor. Zaman savaşılacak bir düşman değil ritmine uyum sağlanacak bir dosttur diyen bu dönüşüm
Son yıllardan okuduğum en iyi Türkçe roman, yazarın da dördüncü kitabı, dili ve kurgusu şahane, kurguda ayrıca polisiye kurgunun imkanlarından da faydalanılmış, şiddetle tavsiye.
Tam AksiEsra Eren · Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık · 20252 okunma
Fil Saati, Tuğba Sarıünal
192 sayfa, Destek Yayınları
Elinizden düşüremeyeceğiniz bir kitapla daha geldim. Bulmaca çözer gibi okuyacağınız, kainatla ilgili derin suallere yanıtlar aradığınız, zamanın içinde belki de kaybolacağınız bir roman Fil Saati. Akıcı bir üsluba sahip, sürükleyici bir kurgu içeriyor kitap. Yazarın daha önce Çarpışma isminde bir kitabını daha okuyup onu da çöp beğenmiştim. Bu da okumaktan büyük keyif aldığım kitaplardan birisi oldu benim için. Büyük merak uyandıracak konusuna da gelecek olursak şu şekilde;
Yetiştirme yurduna verilen sekiz yaşındaki Eren’in annesi ve babası bir kaçaktır. Ülkede terör kapsamına girecek bir suçtan aranmaktadır. Annesi ile babası, Eren’e her an ulaşabilir düşüncesiyle de Eren polisler tarafından hep göz hapsindedir. Okula giderken, yurda geri dönerken, yemek yerken, gezilere götürüldüğünde vs. Bir gün yurda geri döndüğünde panayıra götürülür çocuklar. Panayırda kendisiyle iletişim kurmaya çalışan bir palyaço olur. Polisler bu durumdan işkillenir ve peşine düşerler adamın. Adam kaçar ve kaçarken de vurulur. Vurulduktan sonra denize atar kendini ve bir daha da izine rastlayamaz polisler. Adamdan geriye kalan kan izlerinin DNA incelemesi sonucunda çok ilginç bir detay çıkar ortaya. Sekiz yaşındaki Eren ile vurulup kayıplara karışan adamın DNA örnekleri birebir aynıdır. Yani adam sekiz yaşındaki Eren’in bizzat kendisidir sonuca göre. Artık herkesin beyni yanmak üzeredir ve olay da bir Arap saçına dönmüştür.
Bakın konusu itibariyle bile oldukça ilgi çekici bir kitap. Bulmaca çözer gibi adım adım yaklaşıyorsunuz ve elinizden bırakamıyorsunuz kitabı. Macera, merak duygusu, cinayet çözümlemesi gibi konuları seviyorsanız keyifle okuyacağınız bir roman. Benden size gönülden tavsiye olsun. İyi okumalar
#alıntı
“Dervişin
Bugün sizlere iş hayatının içinde kaybolmuş, yönünü arayan herkesin kendinden bir parça bulabileceği bir kitapla geldim:
Beyaz Yakanın Dört Mevsimi
Bu kitap klasik kişisel gelişim kitaplarından biraz farklı.
“Başarılı olmanın 10 yolu” ya da “liderlik sırları” gibi keskin kurallar sunmuyor.
Bunun yerine çalışma hayatının iniş çıkışlarını, insan ilişkilerini, tükenmişliği, yeniden başlamayı ve büyümeyi mevsimler üzerinden samimi bir dille anlatıyor.
Okurken en çok hoşuma giden şey, kitabın kendini bir üst perdeden anlatmaması oldu.
Sanki kahve molasında bir arkadaşınız size yaşadıklarını anlatıyor gibi hissettiriyor.
Özellikle Ikea örneği çok etkileyiciydi.
Her sistemin herkese uymayacağını, iş hayatında bazen adapte olmanın ne kadar önemli olduğunu çok güzel anlatıyordu.
Bence bu kitap özellikle:
İş hayatına yeni başlayacak gençler,
Ofis hayatında yorulan beyaz yakalılar,
Kariyerinde yönünü sorgulayanlar için güzel bir rehber olabilir.
Altını çizmelik cümleleri, kısa ama düşündüren pasajları ve sıcak anlatımıyla okunması keyifli bir kitaptı.
Çünkü bazen insanın ihtiyacı olan şey büyük başarı formülleri değil, “yalnız değilsin” hissidir…
Kitapla kalın dostlar
𝓑𝓮𝓷 𝓰𝓮𝓵𝓭𝓲𝓶𝓶𝓶
Nasılsınız canım kitap dostlarım.
Geçmiş bayramınız kutlu olsun.
Bayramınız nasıl geçti?
Bugün size Yabancı Yayınları ‘ndan çıkan @ashleyelston ‘ın güzel kaleminden #onsüprizrandevu kitabının yorumu ile geldim...
#kitabınkonusu
Ana karakterimiz Sophie'nin yeni yıldan tek dileği erkek arkadaşı Griffin’le biraz yalnız kalıp özgürlüğün tadını çıkarabilmekti. Ama ona sürpriz yapmak için gittiği partide ortaya çıktığı üzere özgürlük peşinde olan yalnız kendisi değildi.Dünyası başına yıkılan Sophie, Noel tatili için anneannesi Nonna'nın evinde toplanan geniş ailesinin yanında biraz olsun avunmayı umuyordu. Torununun kendine acımasına seyirci kalmak istemeyen Nonna hemen zekice bir plan kurdu: Her birini farklı bir aile üyesinin seçeceği on kör randevu.Bazıları felaketle sonuçlanabilecek bu randevuları atlatabilmek için Sophie'nin, kuzenleri Olivia'yla Charlie'nin ve tabii yan komşuları Wes'in yardımlarına ihtiyacı vardı. Efsane Dörtlü güçlerini yeniden birleştirmişken, ikinci şans peşine düşen eski sevgililer ya da imkânsız aşklar neler yaşayacaklar?
Sophie bu randevulardan hangi sürprizlerle çıkacak?
#kitaphakkındadüşüncelerim
Kendini keşfetmek ve yeniden başlamak üzerine yazılmış güzel bir gençlik hikayesi okudum.Ama beni aşırı etkiledi diyemem. Çünkü yazar kitabın sonunu en başlarda belli etmiş. Romantik komedi türünde sizi gülümsetecek bir kitap arıyorsanız tavsiye ediyorum. Kitapla ve sağlıkla kalın...
#okudumbitti
#engelsiz_okurrr
#10süprizrandevu
#kesfet
#isbirligidegildir
Bin yıllardır bu topraklarda o veya bu şekilde birçok insanın hevesinin mekanı kursaktı.. Öyle bir tutmuştu ki yerini yutkunamadı kimse.. Darbeler, katliamlar, Sivaslar, Ankara Garı, Gezi ve daha niceleri..
Polat özlüoğlu her kitabında bunları anlattı. Çünkü Murathan Mungan 'ın dediği gibi bu ülke unutanların ülkesiydi. Elbette kan davası değil amaç ama araya giren kan hatırlatılmalı ve yaşanan acıların bıraktığı izlerin silinmediği bilinmeliydi.
Polat Özlüoğlu her öykü kitabı ülkenin çok da uzak olmayan geçmişine sizi en can alıcı yerden götürüyor. En zayıf, en çaresiz olandan başlıyor anlatmaya.. Çocuklardan..
Bir çocuk ağlarsa dünya yıkılmalı deniyor ya.. Yıkılmıyor efendim.. Geriye öyküde can bulan yarım kalmış bir çocuk gülüşü kalıyor.
Hevesi Kirpiğinde.. Bir çocuğun kirpiğine asılı kalan bir katrenin içindeki kocaman bir dünyayı anlatıyor.
Toplumda ötekileştiren varlığı reddedilen insan hikayeleri..
Sezen Aksu Erdal Eren'in resimini görünce "son bakış" şarkısını yazmış ya.. Polat Özlüoğlu da son bakıştaki kursaktan çıkıp kirpikten dökülen nice hevese ses olmuş.
Dili çok etkileyici. Özellikle bir öyküde günüm sadece dedesinin elinden tutup mezarlığa giden çocuğu düşünerek geçti. Gidip kurtarmak istedim.. Sarılmak istedim. Yaralarını sarmak istedim.
Gidenlerin geride bıraktıklarına söyleyemediklerinin arzuhalcisi bir kalem..
Yürek işçisi yani.. Okuyacak olana keyifli okumalar