Kimsenin kendisine yakıştıramadığı, açıkça söylemese de kendi başına gelmeyeceğine için için inandığı, acıklı filmlere ait gibi görünen olaylar, gelip hayatın ta kendisi oluveriyordu. Hiç kimsenin ayrıcalığı yoktu ve hiçbir güç, insanı hayatın kendisinden korumaya yetmiyordu.
Yaşamak, bitmek bilmeyen bir can çekişmeydi. Bir sürü acı vardı, bir sürü haksızlık... İnsanın üstün bir varlık olduğu da koca bir palavradan ibaretti, bu dünyadaki en zavallı, en aciz yaratıklar bizdik. Bir parça, sadece küçücük bir parça şansımız olsaydı aslan, kaplan, gergedan ya da eşek olarak gelirdik yeryüzüne. Her gün hayatı yeniden öğrenmek zorunda kalmadan, bugün doğru olanın yarın yalan olmadığı bir dünyada, üstümüze yapışan sinekleri bir kuyruk darbesiyle bertaraf ederek yaşar giderdik. Gerçi kendi hayatımızı mahvettiğimiz yetmezmiş gibi o zavallıcıklarınkini de darmadağın ediyorduk ama yine de durumları bizden iyiydi. En azından genç ölen arkadaşları ya da yaşlanan anneleri için üzülmüyorlardı. Ne mutlu onlara ki Allah onlara akıl vermemişti.
Genç değiliz. Yaşlı da değiliz. Tedirgin yaşamaya çok alışkınız. Kötü besleniyoruz, kötü yaşıyoruz, sportmen ruhluyuz ama spor yapmıyoruz. Taşralıyız ama her yer taşra olduğu için göze batmıyoruz. Kendimiz gibi olanları çok kolay ayırt ediyoruz ama kendimiz gibi olanlarla dahi çok zor kaynaşıyoruz. Çok az şeye inanıyoruz. Bize öyle öğrettikleri için başarısızlığı sevmiyoruz. Ama el yordamıyla kendi kendimize keşfettiğimiz üzere, başarıyı da sevmiyoruz. Sinik, alaycı ve huzursuzuz. Kişisel gelişime, spritüalizme, ezoterik galaktik bilgeliğe veya burçlara inanmıyoruz. Ne idüğü belirsiz insanlarız. İdüğümüzü arıyoruz.
Çiçeklerin açtığı mevsimde, senin kollarına yaslanan ve çiçekler kadar güzel kokan bir vücutla uzak su kenarlarında oturmak ve öpüşmek, yoruluncaya kadar öpüşmek hoş şeydir...
Seni gördüğü zaman zalimce başını çeviren mağrur bir dilberin kapısı önünde ve ay ışığı altında sabaha kadar dolaşmak, bunu candan arkadaşlara ağlayarak anlatmak, -söz aramızda- gene hoş şeydir.
Fakat sevgili bir vücutta bulunmayan bir şeyi kendisinde taşımaya tahammül etmeyerek onu koparıp atabilmek, işte adaşım, yalnız bu sevmektir.