İnsan genellikle yüreğinde barındırdığı kapılarla vedalaşmaktan, temel bir yanılgıyı kabullenmekten ve onu çaresizliğe sürükleyen bir gerçeği kendine itiraf etmekten olabildiğince kaçınır.
Düşünceleri söken şafağın hayaletleri gibi sevgi doluydu; huzur ve arzu, içinde yer değiştiriyordu; aşk, ürperten eliyle ruhunun bütün telleri üzerinde bin misli geziniyordu; gökkürenin şarkısı susmuş, kalbinin alçak sesli melodilerine kulak veriyor gibiydi.
"Geceyi ahenkli kılanın kimin düşünceleri, kimin aşkı olduğunu hissediyor; uzakta olsak da tıpkı aşkın ahenginin her uzaklıktan hissedilmesi gibi, bu melodiler bizi birbirimize bağlıyor. Ah! Seven iki kalp mıknatıslı saatler gibidir; birinin içinden hareketle diğeri de hareket eder, ikisine etki eden şey, içlerindeki güç, sadece tektir."
(Tanışmanın ve sevginin ilk dönemleri)
Her iki taraf daha önce sahiplenmeksizin sevdiğine dair üstünlük elde etmeye çalışır ve her biri bu çekişmede üstün gelmek yerine alt edilmeyi arzu eder.
"Bayım, insan içinde bulunduğu durumlardan ne kadar seyrek hoşnut olur! Daima başkalarının sahip olduğu şeyi ister ama onların özlemini çektiği şey de aynıdır."