İçime oturmuş yalnızlık:
taze ölü mezarında kara kedi.
Hava zemheri soğuk,
yolum zifiri karanlık.
İçimde yuva yapmış bir korku var,
dumansız ateşte yanan birileri var.
Korku otağında yalnız kalmış çocuk gibi,
ağlamaklı gözleri güldüren bir umut var içimde.
Ölümün siyahı gibi karanlık,
kefenin beyazı gibi acı.
Hissikalben vuku bulan gönlümde
acı dolu bir ölüm var gözümde.
Sözlerin büyülü dünyasında
acıyı çağırırmış insan mutlulukla.
Geç fark ettim dilin zehirli olduğunu,
geç fark ettim kulağımdan zehirlendiğimi.
Çok lafın yalansız olmayacağını,
çok konuşanın iflah olmayacağını.
Belaya davetiye çıkarma, sus!
Besmele ile başla, şükür ile bitir.
Taze ölü mezarında kara kedi
bir görünür, bir kaybolur.
Korku köprüsü var önümde.
Allah için sus,
belaya davetiye çıkarma.
Gül gibi koparıldım dalımdan,
beni koruyan dikenlerim bana battı.
Susarak dinmedi yaram,
konuşarak çoğaldı.
Sana ne oldu?
Gözlerin maviydi,
şimdi yaşla doldu.
Kaç gözyaşıyla affettin sana yapılanı?
Mecbur mu bırakıldın,
gönül rızanla mı affettin?
İçinde yarım kalmış bir şeyler var.
Affetmek kendine ihanet değil midir?
Yoksa affetmek,
intikam almanın en zevk verici yönü mü?
Söyle,
kaç damla gözyaşıyla affettin?
Yaşamadan öleceğim,
belki soğuk bir kış günü,
demli bir çay içerken;
çay içimi ısıtır belki.
Fakat ben ziyadesiyle soğudum her şeyden,
ölümü bekliyorum yatağımda;
odam ise soğuk, üşüyorum.
Dört duvar arasında, ufak bir pencere,
dışarda fırtına var, rüzgar ıslık çalıyor.
Açılır pencere, girer korku rüzgarı odama;
gökten midir, gaipten midir bilmem;
sanki haber gelir her esen yelden.
Yaşamak için bir gayem de kalmadı zaten,
ölümün siyanı özledim ben,
kefenin beyazına sarılarak.
Düzene ayak uydurmak mıdır yaşamak?
Yağmurda şemsiye ile dolaşmakmış düzen;
avazın çıktığı kadar bağırmıyorsan yağmurun altında,
korku duvarını yıkamıyorsan zihninde;
böyle yaşamak istemiyorum, fikrimce.