Oğuz Atay, Tutunamayanlar’ı nasıl bir psikolojide yazdı? Selim neden intihar etti? Hayat mı zor geldi? İnsanlar mı ağır konuştu? Yaşadığı neydi? Yaşattıkları neydi? Neden sorusunu tersten okuyorum, neden oluyor? Niçin sorusunu tersten okuyorum, niçin oluyor? Bazı insanları Raskolnikov gibi baltayla öldürmek gerekiyor dediğimde, “Sen cani karakterlisin, psikolojik sorunların var,” diyorlar; ama taht uğruna kardeşlerini, çocuklarını boğduranı yere göğe sığdıramıyorlar. Söz konusu vatansa, gerisi teferruat deyip insan öldürüyorlar. Devlet kurmak, devlet yıkmak için kana susamış insanlar yetiştiriyorlar. Suç işleyene de, “Burası bir hukuk devletidir, neden bu suçu işledin?” diye ceza kesiyorlar. Güçlü suç işleyince, hukuğa gücünü gösteriyor; güçsüz suç işleyince hukuk, gücünü gösteriyor. İyi niyet ve samimiyet olmayınca, hangi din, hangi kitap, hangi kanun içimdeki yangını söndürebilir? Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar kitabı gibi hissediyorum kendimi; hem intihar ediyorum hem ölürüm diye çok korkuyorum. Bu hayatı anlamlı kılan bir şey yok benim düşünce lügatımda. Bakıyorum, görmüyorum; duyuyorum, işitmiyorum. Boş konuşuyor insanlar ve ben dinlemiyorum. Kendi hasetini bana aşılamak isteyen insanları dinlemediğim için kötüyüm, çok kötüyüm. Raskolun baltası kadar zalim, Raskolun vicdanı kadar merhametli, Selim’in intiharı kadar çaresiz... Tutunamayanlar gibi yarım bırakıldım; hem sende hem bende.