Duran 8 yaşında bir çocukken imam olan babası tarafından din eğitimi almak için Kartallı köyüne mollaların yanına gönderilir. Duran’ın tek bir hayali vardır; Basra’da Küfe’de din alimi olmak.. şafii mezhebinin hakim olduğu ilkel olan bu coğrafyada yaşamın tüm zorluklarına rağmen derslerine sıkı sıkıya sarılır. Onun yaşından beklenmeyecek bir özveriyle dini kitapları hatmeder, arap dilinin inceliklerini, fıkıhı, şeratı, hadisleri gece gündüz demeden ezberler. Yalnız kafasında mantıklı bir zemine oturtamadığı bazı şeyler vardır; Örneğin kulleteyn denilen su birikintisi, bu birikinti de bazıları taharet alırken bazıları aynı anda aptes alır, bazıları sümüklerini suya fırlatırken bazıları aynı sudan tencereye su doldurup yemek yapar. Çünkü yüksek bir insan türü sayılan şeyh ya da mollalar bu suya temizdir diyerek fetva vermişlerdir. Akla mantığa uymayan onlarca şeriat hükümleriyle Duran’ın kafası o yaşlarda karışmaya başlar. Zaten bilindiği üzere Turan DURSUN bu kafa karışıklarını cesurca dile getirdiği için 1990 yılında köktendinci islamcılar tarafından şehit edilmiştir. Şehit edilmiştir yazıyorum çünkü bu şehitlik makamı öyle gariptir ki geçmişten bugüne her topluluk kendi kayıplarını şehit olduğunu varsayar. Bir hristiyan tarafından öldürülen müslüman müslümanlarca nasıl şehit olarak görülüyorsa, ya da tam tersi bir müslümanın öldürdüğü hristiyan, papa tarafından nasıl kolayca şehit ilan ediliyorsa, ben de Turan DURSUN’un fikirlerini benimsediğim için kendisini şehit ilan ediyorum. Nasıl olsa diğerleri gibi benim hükümlerimde bir karşılığı yok. Çoğumuzun ortak özelliği kendi dinimizi seçmememizdir, sırf bu topraklarda dünyaya geldiğimiz için ailemizin bize öğrettiği dinin hak din olduğu kabul ettik, kendimizin ve çevremizin görüş alanlarını dünyanın sınırları sandık.