Çok sert bir kitaptı. Sanki her sözcüğü kafama atılan bir taş misali tahrip ediciydi. Sistem eleştirisi muazzam, sorun tespitleri muhteşemdi. Çözüm önerisi ise bana biraz ütopik geldi diyebilirim.
Albert Caraco İstanbul'lu Sefarad bir ailenin oğlu. 1919 doğumlu. Hayatı boyunca hep yazmış. Doğduğu topraklardan önce Avrupa'ya sonrasında Güney Amerika'ya göç etmek zorunda kalmış. Zor bir hayatı olmuş yazarın, belki karamsarlığı ve provakatifliği bu yüzden. Dolaysız ve net bir tavır var yazdıklarında, lafını, sözünü esirgemeyen cinsten bir yazar. Sonunun intihar olması ise belki de insanlığa dair umutsuzluğundan.
Böyle bir adam nasıl bir kitap yazar? Pek iç açıcı olmadığı kesin. Caraco önce nasıl bir düzenin parçası olduğumuzu, kendimizi özgür sandığımız halde aslında nasıl bağımlı bireyler olduğumuzu, iyi bir şeymiş gibi gösterilen düzenin aslında bizim dostumuz değil, bizi keyfince yöneten bir güç olduğunu, bu düzen şaştığında ise tek telafisinin savaş ve sonucunda ölüm olduğunu adeta yüzümüze çarpa çarpa anlatıyor.
"Şimdiden yaşayamayacak kadar kalabalığız: böcek gibi değil ama insan gibi yaşayamayacak kadar kalabalığız; toprağı tüketip çölleri büyütüyoruz, ırmaklarımız birer batak, okyanuslar can çekişiyor, ama iman, ahlak, düzen ve maddi çıkar bizi ilkel topluluklar halinde yaşamaya mahkum etmek için el birliği ediyorlar: dinlere mümin gerek, uluslara savunacak insan, sanayicilere tüketici; bu demektir ki herkese çocuk gerek, yetişkin olunca ne olacaklarının bir önemi yok."
Bütün bunlar doğru. Ancak çözüm ne? Çözüm kitapta uzun uzun anlatılıyor ama kısaca özetleyecek olursak her şeyi yeni bir felaketin üzerine yeniden inşa etmek. Dünyayı biraz daha insansızlaştırmak. İçinde bulunduğumuz kaosu daha büyük bir kaosla çözmek.
Okurken Caraco'nun bazı söylemleri her