Mustafa Kemal’in reformlarından biri nispeten az bilinir; zira uzun sürmemiştir. Mustafa Kemal,bir kararla devlet radyosunda Türk müziği çalınmasını yasaklamış ve yerine Bach,Mozart ve benzerlerinin konulmasını istemişti. Türk müziği eserlelerinin kendisine “karnı ağıran bir köpeğin iniltilerini” hatırlattığını söylemiştir. Elbette zevkler tartışılmaz; fakat söz konusu yasak, yabancılaşma ve insanların hissiyatına karşı duyarlılığın ne derece noksan olduğunun bir göstergesidir.
Tabiatlar gereği elitist olan ayrımcı hareketler, bazı istisnai durumlar hariç , İslam kaynaklı Özgürlüklerden ayrılarak ortaya çıkmıştır . Bağımsızlık hareketinin temelde birbirine zıt olan bu iki bileşeni ,şekli bağımsızlığın elde edildigi andan itibaren birbiriyle çatışmaya baslamis ve bu, klasik bölünmüş toplum görüntüsü ortaya f
çıkana kadar sürmüştür. Bunun belki en tipik örnegi Kemalist Türkiye' dir. Ortak bagları, hakiki bir karsilkli iletişimi olmayan entelijansiya ve halk, üzerine köprü kurulamaz bir uçurumla ayrılmış durumdadır. Bu çatışmayı öngören Mustafa Kemal, bilindigi üzere, örneği görülmemiş bir deney yapmaya karar vererek milli bir olusumun beynini degistirme tesebbüsünde bulundu. Alfabenin değiştirilmesi (medeni dünyada örneği olmayan bir durum) ve bir dizi paralel "reformun" geçirilmesi emri verdi. Bununla Mustafa Kemal, pratikte Türkiye' deki tüm kitap ve kütüphaneleri, bu zamana kadar yazılmış tüm kelimeleri ve bununla birlikte tüm geçmisi ateşe vermiş, Türkiye ise bir tür milli hafiza kaybı yaşamıştır. Bu "reformun" ertesi günü Türkiye, dünyadaki en cahil ulus konumuna dümüstür. Netice: Mustafa Kemal'in [slam karşıyı reformlarindan 50 yil sonra, Türkiye hâlen ya iç savaş kabusu ya da askeri diktatoryadan birini tercih etmek zorunda. Artik dünya meselelerinde bir zamanlarin dünya gücünün sesi duyulmuyor; çünkü Türkiye, artık dünya ile değil kendi kendisiyle uğraşıyor . Bu durum Avrupa ve Amerika'nın lehine olabilir; fakat Türk halk ve islam dünyasinin lehine degildir.