Modern dünya kadına “Kendi paranı kazan, kimseye muhtaç olma, hayatını tek başına kur.” dedi. Kadın söylenenlere kulak verdi. Güçlendi, ayakta durdu, kendi düzenini kurdu. Ama tam o noktada çok tehlikeli bir hata başladı. Çünkü bazı kadınlar bağımsız olmayı, sınırlarını tamamen kaldırmak sandı.
Bugün birçok ilişkide kadın; “fazla beklentili görünmeyeyim”, “modern olayım”, “adamı sıkmayayım” diye kendi değerini kendi eliyle düşürüyor. Evini açıyor, zamanını açıyor, bedenini açıyor, ruhunu açıyor. Adam daha hiçbir sorumluluk almadan, hiçbir bedel ödemeden, hiçbir mücadele vermeden kadının hayatının merkezine yerleşiyor.
Ve en acı tarafı şu:
Kadın bunu fedakarlık sanıyor. Erkek ise zamanla bunu standart gibi görmeye başlıyor.
Çünkü insan, bedel ödemediği şeyin değerini uzun süre hissedemez.
Ortaya korkunç bir tablo çıkıyor. Kadın sevgiyi korumaya çalışırken fark etmeden “bedava huzur paketi”ne dönüşüyor. Adamın evi yoksa ev oluyor, kafası bozuksa terapist oluyor, canı sıkılıyorsa eğlence oluyor, yalnızsa yastık oluyor. Ama karşılığında aldığı şey çoğu zaman net bir emek, net bir bağlılık ya da gerçek bir sahiplenilme olmuyor.
Sonra kadın yıllarca verdiği emeğin sonunda şu cümleyi duyuyor:
“Ben senden bunu istemedim ki.”
İşte insanın içini çürüten yer tam olarak burası.
Çünkü kadın aslında ilişkiyi değil, kendi özsaygısını tüketmiş oluyor. Sürekli anlayan, sürekli alttan alan, sürekli veren taraf haline geldikçe; sevilen bir insan olmaktan çıkıp alışılmış bir konfora dönüşüyor. Ve bir insan alışkanlığa dönüştüğü anda, kıymeti sessizce düşmeye başlar.
Ama mesele sadece kadınların kaybetmesi değil.
Erkek tarafındaki çürüme daha da trajik.
Çünkü bugünün bazı erkekleri, hiç hak etmediği bir konforun içinde karakter kaybediyor. Sıfır mücadeleyle ilişki yaşayan adamın