9/10
·200 syf.··
Beğendi
·
2026 38. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 22:19
"Dünyadaki insanların yüzde ellisi vicdanlarının sesine kulak verseydi şimdiye kadar bu dünyanın keşmekeşi biraz düzelir, insanları adalet ve insafa davet için jandarmalar, mahkemeler, hapishaneler icat olunmaz, hâkimler, akıl fikir sahipleri, ahlakçılar, avukatlar ve yazarlar kimseye söz anlatamamak aczi içinde bu kadar velvele etmezler, bağırıp çağırmazlardı." Katil Buse kitabı, aslında bir öykü kitabı. İçinde yazarın sadakatsizlik, aldatma, ihtiras, kıskançlık ve evlilik ilişkileri üzerine kurduğu birkaç güçlü öykü yer alıyor. Kitaba adını veren “Katil Buse” öyküsü en öne çıkanı. Varlıklı bir ailenin damadı Nefi Bey, mutlu görünen evliliğinde bir boşluk hisseder. Evlerine alınan genç ve güzel hizmetçi Saffet’e âşık olur. Bir öpücükle başlayan olaylar zinciri, hem tutkuyu hem de trajediyi beraberinde getirir. Yazar, o dönemde oldukça cesur sayılacak şekilde kapalı kapılar ardındaki ilişkileri, erkek ve kadın psikolojisini, toplumsal baskıları ve ikiyüzlülüğü mercek altına alıyor. Hüseyin Rahmi’nin klasik üslubu burada da çok baskın: Güçlü gözlem, mizah, toplumsal eleştiri ve gerçekçi karakterler var. 1930’larda yazılmasına rağmen bugün bile çok taze duruyor çünkü insan doğası pek değişmiyor. Aldatma, kıskançlık, mutlu evlilik illüzyonu ve cinsellik gibi temalar doğal ve cesurca işlenmiş ki, okurken hem gülüyor hem de düşündürüyorsunuz. Bazen yazarın ahlakçı/didaktik tarafı öne çıkabiliyor ki, bu yazarın genel tarzı. Herkes için değil, özellikle Hüseyin Rahmi hayranları ve klasik Türk edebiyatı sevenler için çok keyifli olacağına eminim. İyi okumalar.
Katil BuseHüseyin Rahmi Gürpınar · İthaki Yayınları · 2021302 okunma
Daha iyi bir toplum mu? Sizce mümkün mü?
8/10
·176 syf.··
Beğendi
·
2026 84. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 10:26
Gilman'ın Dağı Yerinden Oynatmak eseri, ilk bakışta gelecekte kurulmuş ideal bir toplum tasviri gibi görünüyor. Ama bence temelinde “insan değişebilir mi?” sorusunu tartışan bir ütopyadır. Kitap, 1910’ların dünyasından gelen John Robertson’ın otuz yıl sonrasına uyanması üzerinden ilerler. Eski dünyanın erkek egemen, sınıf farklarının belirgin ve geleneklerin güçlü olduğu yapısı ile yeni dünyanın daha eşitlikçi, bilimsel ve düzenli toplumu karşılaştırılır. Kitabın en güçlü taraflarından biri, geleceği teknolojik gelişmelerden çok zihniyet değişimi üzerinden kurmasıdır. Gilman’ın ütopyasında asıl devrim makinelerle değil, insanların düşünme biçimiyle gerçekleşir. Kitabın önsözünde de bu ütopyanın “zihniyet değişiminden başka bir değişim içermediği” ve insanların mevcut imkanlara farklı bakmayı öğrenmesi üzerine kurulduğu belirtilir. Yazar özellikle kadınların toplumdaki konumuna odaklanır. John’un geleceğe geldiğinde en büyük şaşkınlığı teknolojiden çok kadınların toplumdaki yeridir. Kız kardeşi Nellie artık eğitim almış, güçlü, bağımsız ve toplumda karar verici bir konumdadır. John’un eski dünyasındaki “kadın korunması gereken kişi” anlayışı tamamen tersine dönmüştür. Gilman burada aslında kadınların değişmediğini, fırsat verildiğinde potansiyellerini ortaya koyduklarını savunur. Ancak kitapta beni en çok düşündüren noktalardan biri, ütopyanın bazı konularda fazla kusursuz tasarlanmış olmasıydı. Gilman’ın geleceğinde suç, yoksulluk, ayrımcılık ve birçok toplumsal problem neredeyse tamamen ortadan kalkmıştır. İnsanlar daha ahlaklı, daha bilinçli ve daha uyumludur. Nellie’nin anlattığı bu dünya oldukça etkileyicidir; fakat aynı zamanda şu soruyu doğurur: İnsan gerçekten bu kadar tamamen değişebilir mi? Din konusu ise bence kitabın en tartışmalı taraflarından biridir.
Dağı Yerinden OynatmakCharlotte Perkins Gilman · Cem Yayınevi · 2021138 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
10/10
·528 syf.··
2024 86. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 26 Ağustos 2024 01:35
Ölümcül Leydilerin Gölgesinde: Toplumsal Normlar ve Psikopatın Doğusu ‎ ‎​Seri katil dediğimizde zihnimizde beliren siluet, tarih boyunca erkek figürüyle mühürlenmiştir. Ancak Peter Vronsky’nin Kadın Seri Katiller adlı eseri, bu kolektif körlüğümüzü sarsarak bizi çok daha karanlık ve karmaşık bir gerçekle yüzleştiriyor. Kitap, yalnızca "kadınlar neden öldürür?" sorusuna yanıt aramıyor; aynı zamanda suçun, toplumsal cinsiyet rolleriyle nasıl kamufle edildiğini ve kurbanın nasıl cellada dönüştüğünü bir neşter gibi açıyor. ‎ ‎​Kitabın en sarsıcı önermesi belki de şu: "Her seri katil kendi tarihindeki ilk kurbandır." Vronsky, cinayet eylemini bir vakum içinde gerçekleşen bir delilik değil, çocukluğun acımasız havuzunda birikmiş travmaların, sosyopatik bir kopuşla dışa vurumu olarak tanımlıyor. Burada suç psikolojisi adına kritik bir eşik aşılıyor: Kötülüğü bir "istisna" olmaktan çıkarıp "norm" olarak konumlandırmak. ‎ ‎​Vronsky’nin altını çizdiği üzere, kadın seri katilleri "arsenik kullanan, dantelli giysiler içindeki ölümcül leydiler" olarak romantize etmeye meyilliyiz. Toplumun kadına biçtiği; besleme, bakım verme ve yönetme sorumlulukları, onların işlediği cinayetlerde bir tür "görünmezlik pelerini" işlevi görüyor. Ancak bu kitap, o pelerini yırtıp altındaki şiddeti tüm çıplaklığıyla sergiliyor. Psikopatın zihnini, duyguların ampute edildiği ve geri gelmeyecek şekilde yeniden yapılandırıldığı bir mekanizma olarak tarif etmesi, suçun mekaniğine dair bakış açımı tamamen değiştirdi. ‎ ‎​Kitabın en çok düşündüren tarafı ise toplumsal eleştirisi. Yazar, bazı kadınları feminizme iten yasal ve toplumsal yoksunlukların, diğerlerini cinayete sürüklediği gerçeğiyle okuru sarsıyor. Toplumun, "sınırları aşan" kadından, yani hem feministten hem de katilden duyduğu korku,
Edebiyat
Kadın Seri KatillerPeter Vronsky · İthaki Yayınları · 201691 okunma
Kuşlar Yasına Gider
6/10
·248 syf.··
2026 19. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 19:34
Kuşlar Yasına Gider Merhabalar bugün sizlere @burcu_karaoglan06 'yla birlikte başladığım ve bitirdiğim Hasan Ali Toptaş'ın bir kitabıyla geldim. Yazarın kalemiyle ilk tanışmam oldu bu eser. Okurken içinizi ısıtacak samimi bir hissiyat oluşturacak. Kitapta entrika olay aksiyon aramayın. Köy havasında farklı kelimelerin yani o köy ağzı dediğimiz kelimelerin yer aldığı bir hüzünlü biraz da sevecen bir tarafı var. Yazar ile babası Aziz Bey arasındaki derin ilişkiye odaklanan otobiyografik ve destansı bir baba-oğul romanıdır. Ölümle yüzleşme sürecini, aile bağlarını ve İç Anadolu kültürünü işleyen dokunaklı ve çok katmanlı bir eserdir. Gelelim kitabın konusuna... Gençliğinde şoförlük yapan Aziz Bey, uzun süreler evden uzak kalmış (hatta çarşıya diyerek çıkıp on gün eve gelmediği olurmuş ve her geri döndüğünde ise bir araba vs alıp gelirmiş) ve aile hayatında bazı kopukluklar yaşanmasına sebep olmuştur. Oğlu (yazar/anlatıcı) ile arasında zaman zaman mesafeli, ancak kopmaz bir bağ vardır. Eser, yaşlı ve hasta olan Aziz Bey'in son günlerini anlatır. Ölümün yaklaşmasıyla birlikte yazar, babasının tedavisi için Ankara ve Denizli arasında mekik dokur ve bu süreçte geçmişteki eksiklikleri, pişmanlıkları ve babasının gizemli yönlerini sorgular. Yazar, bu süreçte yolda beyaz bir atın peşinden koştuğunu görür ve beyaz gömlekli bir çocuğu sürekli evlerinin bahçesinde dolandığına şahit olur. Bu esrarengiz şeyleri bir tek kendisi şahit olurken kimseye anlatma cesareti bulamaz. Yazar evli ve bir kız çocuğuna sahiptir. Bu süreçte yanında olan erkek kardeşi Nihat döneme şahitlik eder. Hayat dolu, renkli, aklına eseni yapan, kimseye haber vermeden yollara düşen ve zaman zaman etrafındakileri şaşırtan bir yapıya sahip olan Aziz Bey'in iç dünyası gözler önüne serilir. Yazar, babasının
Roman
Kuşlar Yasına GiderHasan Ali Toptaş · Everest Yayınları · 202022,1bin okunma
Puan vermedi·240 syf.··
2026 29. kitabı
·
11 saatte okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 02:20
Miguel de Unamuno'nun Sis isimli kitabını elime aldığımda, daha önsöz ve sonsöz kısmında durup kaldım. Ön sözü yazar değil, Victor Goti yazıyordu ve Victor, Augusto'yu anlatırken bir yandan da Unamuno'nun yazarlığını ve edebiyat anlayışını anlatıyordu. Daha kitap başlamadan kendi kendime "Bu nasıl bir kitap?" diye sordum. Augusto, etrafındaki insanları, kullandığı eşyaları ve gündelik hayatı alaycı bir sorgulamayla izleyen biridir. Yaşamda bir yolculuk yapanlardan çok, onun içinde dolaşanlardandır. Bir yere varmaya çalışmaktan çok, neden var olduğunu anlamaya çalışır. İnsanların neden çalıştığını, neden mücadele ettiğini, neden belirli kurallara uyduğunu sorgular. Hayatın içinde görünse de çoğu zaman onun dışında durup seyretmeyi tercih eder. Annesinin ölümüyle birlikte bu yalnızlık ve sorgulama hâli daha da belirginleşir. Annesi onun en çok güvendiği limanıdır. O liman kaybolunca Augusto, kendisini büyük, yalnız düşüncelerinin içinde bulur. Sevmeyi ve sevilmeyi arzular ama bunu nasıl yaşayacağını da tam olarak bilemez. Bir gün yanından geçen genç bir kızın peşine takılır ve farkında olmadan onun etkisine girer. Kızın adının Doña Eugenia Domingo del Arco olduğunu öğrenir. Ben Agusto isimde bir duraksayınca araştırdım biraz nedenini. Kadın isimlerinde beklenen "Dominga" yerine "Domingo" kullanılması imiş nedeni. Domingo erkek isimlerinde, Dominga ise dişi isimlerde kullanılırmış aslıda. Bu noktada da bu karakterin alışılmış kalıpların dışında biri olacağını düşündürdü yazar bana. Bu yüzden ben bunu sıradan bir ayrıntı olarak okuyamadım. Bunun bilinçli bir tercih olup olmadığını bilmiyorum ama daha en baştan Eugenia'nın farklı biri olacağı hissinin kurgusunu yazarın burada hissetmeye başlattığını hissettim. Eugenia, piyano çalmaktan hoşlanmayan bir piyano
SisMiguel de Unamuno · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20236bin okunma
Puan vermedi·440 syf.··
2026 110. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 13:18
Gelgit - Yeniden Uyanış ~ Su Akar . İlk andan itibaren tasarımı ve konusuyla kalbimi çalan Gelgit, şimdi de karakterleri ve olay örgüsüyle kalbimi çaldı! Yeni bir yazar, yeni bir kalem ve bebek gibi karakterler vardı arkadaşlar! Aşık oldum Normalde “bebek gibi seven erkek karakter” derim ya, şimdi kendisi bebek gibi erkek karakterimiz vardı Sırma, babasının ihanetiyle kendini zoraki bir evliliğin içinde bulmuştu. Hem de kocaman görüntüsünün ardında hâlâ 6 yaşında kalmış, kendisini 6 yaşında sanan bir adamla. Aras’ın babası ile kendi babasının aldığı bu karar tam anlamıyla fiyaskoydu ve Sırma kaçmak için elinden geleni yapacaktı. Ta ki Aras ile karşılaşıp onun gözleriyle buluşana kadar… Aras’ın masumiyeti, kayıp tarafı ve dünyaya gözlerini yeni açan hâli kalbime çok ama çok dokundu Bir şeylere korkarak yaklaşan, geçmişin hayaletiyle mücadele eden ve korkulu bakışlarla etrafa bakan Aras, Sırma ile birlikte adım adım gerçek hayata dâhil olmaya başlıyor. Peki Sırma ve Aras ne olacaktı? Kurtarıcı, kurban, eş, bakıcı ya da sayamayacağım kadar çok sıfattan biri mi? Bu ikiliye aşık oldum! Sırma’nın tüm bu yaşananların ortasındaki kararsızlıkları, bazen sinirlenip bazen de Aras’ın masum bakışlarına karşı koyamaması öyle doğal, öyle insaniydi ki. Bazen kararları beni çıldırtsa da onu çok iyi anladım. Aynı şekilde arkadaşları ve ablasının tavrı da fazlasıyla gerçekçiydi. Tabii Cenk ve Aras arkadaşlığına kalbimi bıraktığımı itiraf etmem gerekiyor. Diğer tarafta Aras Gameboy’unu yanından ayırmadan Sırma ile birlikte hayata gözlerini açması, yaşadıkları ve finale yaklaştıkça dağılıp sonrasında toparlanmasını okumak çok etkileyiciydi. Yaralı erkek karakter temasını çok seviyorum ama Aras bambaşka bir mevzuydu dostlar Hissettiği duyguları bir yetişkinden daha net ifade eden, bebek
GelgitSu Akar · Juno Kitap · 202625 okunma