“Yaşamla ölüm arasında bir kütüphane var,” dedi. “Bu kütüphanedeki raflar sonsuza kadar gider. Her kitap yaşamış olabileceğin başka bir hayatı yaşama şansını sunar sana. Farklı seçimler yapmış olsan, şu an nasıl bir hayatın olacağını görürsün... Pişmanlıklarını telafi etme şansın olsaydı, bazı konularda farklı davranır mıydın?”
Rafta bir National Geographic vardı.
O derginin kapağına-bir kara delik resmine-bakarken,aslında kendine baktığını fark etti.Bir kara deliğe.Can çekişen, kendi içine çöken bir yıldıza.
İlk bakışta sade bir hayat hikâyesi gibi görünse de, aslında insana dair oldukça derin bir sorgulama sunuyor kitap. Yu Hua, doğrudan hayatın en çıplak hâliyle baş başa bırakıyor.Fugui, hayatı boyunca neredeyse her şeyini kaybediyor.Ailesini, umutlarını, hayallerini… Ama buna rağmen yaşamaya devam ediyor.Yaşamak bazen mutlu olmak değil, sadece devam edebilmektir.
Hikâyede olaylar arka arkaya geliyor fakat yazar bunları abartmadan, neredeyse sıradan bir olay anlatır gibi sunuyor. Bu sade anlatım, yaşanan acıları daha da gerçek ve etkileyici kılıyor.
Kitap bittiğinde ne olursa olsun yaşamaya devam etmek bir güç müdür, yoksa bir zorunluluk mu düşüncesi akılda kalıyor.
Yaşamak,beni sarsan ama bunu bağırarak değil, fısıldayarak yapan bir roman.
Yaşamak
Kitabı okuduktan sonra, Şermin Yaşar’ın insan ilişkilerini ne kadar derin ve gerçekçi bir şekilde ele aldığına hayranlığım arttı. Kitapta özellikle aile bağları, evlilikler, kardeşlik ve içimizde sakladığımız duygular üzerine epey düşünüyorsunuz. Okurken gerçekten birbirimizi ne kadar tanıyoruz ya da söylemediklerimiz mi bizi biz yapıyor gibi düşünceler aklımda kaldı. Yazarın sade ama etkileyici anlatımı sayesinde çok akıcı ilerliyor kitap.İnsanların dışarıdan göründüğü gibi olmadığı ve herkesin içinde sakladığı başka bir dünya olduğu fikri aklımdan çıkmıyor.
Ah be Ethem
Söyleme BilmesinlerŞermin Yaşar