Bir kez kendini bulmuş olan kişinin bu yeryüzünde yitirecek bir şeyi yoktur artık. Ve bir kez kendi içindeki insanı anlamış olan bütün insanları anlar.
“Elimdeki ipin gerildiğini hissettim, balonlar kaçıp gitmek, özgür olmak, gökyüzüne varmak istiyorlardı. Gidin o halde, nereye istiyorsanız oraya uçun, özgürsünüz! İpi elimden bıraktım ve onca balon bir anda renkli aylar gibi gökyüzünde yükseldi. Her yandan insanlar gülerek koşturup geldi, karanlığın içinden sevgililer çıktı, arabacılar kamçılarını şaklatarak birbirlerine ağaçların üzerinden evlere ve damlara doğru özgürce süzülen balonları gösterdiler. Herkes neşeliydi ve benim küçük çılgınlığımın keyfini sürüyorlardı.”
“Gecenin içinde Prater'in çıkışına doğru tek başıma
yürüdüm. Bastırılmış her şey içimden kopup gitmişti, daha önce hiç tanımadığım bir doygunlukla kendi dışıma taştığımı, sonsuz evrene karıştığımı duydum. Her şeyi sanki sadece benim için varmış gibi algılıyor, her şeyle yeniden coşkuyla bütünleştiğimi hissediyordum. Etrafımı saran karanlık ağaçlar bana fısıldıyordu ve ben onları seviyordum. Yıldızlar yukarıda pırıldıyor ve ben onların aydınlık selamlarını soluyordum. Bir yerlerde söylenen şarkıları işitiyor ve benim için söylendiklerini düşünü-yordum. Yüreğimdeki kabuğu kırdıktan sonra bir anda her şey benim olmuştu, kendimi bırakmamın, kendimi armağan etmemin sevinci içimde kabarıyordu. Birilerini sevindirmenin ve bundan sevinç duymanın ne kadar kolay olduğunu hissediyordum: Insanın kendini açması yeterliydi, insandan insana canlı bir akış başlıyordu he-men, yükseklerden derinlere iniyor, derinlerden tekrar sonsuzluğa yükseliyordu.”