sıra daha üstü kapalı ve karmaşık bir deneyime gelince -sabahın erken saatlerinde, hava henüz serinken, güneş yükselirken, bir kuş öterken üzerinde çiy damlası olan bir gül goncası görmek gibi- bu, bazı kültürlerde (örn. Japonya'da) kolayca farkındalığa giren bir deneyimken modern Batı kültüründe aynı deneyim, çoğunlukla farkındalığa girmeyecetiir çünkü fark etmek için yeterince "önemli" ya da "olaylı" değildir. Üstü kapalı duygusal deneyimlerin farkındalığa varıp varmaması, bu tür deneyimlerin o kültürde ne dereceye kadar geliştirilmiş olduğuna bağlıdır.
Dünya, benim yaratıcı idrakimle yaratılmış ve dönüştürülmüştür, böylece o dünya, "ta ötedeki" yabancı dünya olmaktan çıkarak benim dünyam haline gelir. Son olarak da esenlik, kişinin Benliğini (Egosunu) bırakması, hırstan vazgeçmesi, Egosunu koruma ve yükseltme peşinde koşmayı bırakması, sahip olma, koruma, gıpta etme, kullanma değil de, olma eylemi içinde kendini yaşamasıdır.
Peki içimizdeki hırsı, kendini beğenmişliği, egoizmi zayıflatmaya bu kadar elverişli olan ve bize teselli de veren bu ölüm fikri neden davranışlarımız üzerinde etkisiz kalıyor?
Tıpkı Mersault gibi tüm dünyaya yabancılaşmak ne demektir bilir misiniz? Tüm duygulara hatta tüm duyulara karşı duyarsız olmak yabancılaştırılmak hatta kendine bile yabancılaşmak. Her türlü durumun lakayt gelmesi annesinin ölümü , evlilik, idam cezası hepsine karşı bir anlam arayışı ama anlam bulamayışı. Kendine ve kendin olmayana bile bir duygu yükleyememek...