Şule Gürbüz ile ilk tanışmamı hatırlıyorum.. üniversite yılları sahaf sahaf avârelik yaparken Kambur isimli bir kitap buldum, o beni buldu belki de ve hemen içine alıverdi. içimde ne çok kambur biriktirmişim meğer, meğer kamburların dilinden anlayabilen birileri daha varmış şu dünyada, meğer yalnız değilmişim... Şule Gürbüz sonra usul usul sokuldu hayatıma, Zamanın Farkında izledi Kambur'u ve deli bir yolculuğa sürükledi kalbimi, aşırı derecede sıktı canımı ama bırakamadım da. hâlâ içimde şu cümleleri yankılanır, "Çok şaşarım şiir sevenlere, okuyup geçenlere, kitabı kapatıp yemek yiyenlere, o bakışla yaşayıp da ölmeyenlere. Şiir sevilmez ki, öyle duyulur, öyle bakılır, hastalanılır, zehirlenilir, ölünür. Şiir sonunda öldürür." sonra öğrendim ki bir şiir kitabı yazmış meğer 'Ağrıyınca Kar Yağıyor' ismi bile kâfi değil mi sınırlı basılmış ve nadiren bulunan kitabın peşi sıra sürüklenmeye.. evet uzun aramaların ardından buldum da şiirlerini.. sonra Coşkuyla Ölmek aldı beni benden. diyor ki bir yerinde; "bazen kırlık bir yerde, bir ağacın altında omzumda telaşla yürüyen bir karınca, bir ağacın altına uzanmış halde sırtımda ve bacaklarımda giderek artan bir nem ile yaprakların arasından görünen gökyüzüne bakarak ve elimde bir şiir kitabı ile şiir okuyarak ölmek, göğe veda etmek isterdim." ah diyor insan. âh ben de! sonra bir tiyatro eserini buldum sahaflardan birinde ya da o beni buldu 'Ne Yaştadır Ne Başta Akıl Yoktur'. sonra Saat Kitabı.. Mekanik Saat Ustası Şule Gürbüz, kelimeleri yüreğime kırlangıçlar gibi bir değip bir kalkan Şule Gürbüz, 'Öyle miymiş?'i yazdı sonra.. beni benden aldı! yaklaşık bir yıl kadar çantamda gezdirdim. açtım okudum. sarıldım okudum. ağladım okudum. şimdi bu kitabı okumuş olanlar belki diyecek ki 'bu kadar lafını edecek ne buldun ki bu