10/10
·240 syf.··
Beğendi
·
2026 3. kitabı
·
58 günde okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 17:15
Nûrü’l-Îzâh ve Necâtü’l-Ervâh, XVII. yüzyıl Hanefî fakihlerinden Hasan b. Ammâr eş-Şürünbülâlî tarafından kaleme alınmış, ibadetler fıkhına dair temel eserlerden biridir. Müellif, bu eserinde Hanefî mezhebinin tercih edilen görüşlerini esas alarak taharet, namaz, oruç, zekât ve hac konularını özlü ve sistematik bir şekilde ele almıştır. Fıkıh eğitimine yeni başlayan öğrenciler için hazırlanmış olan eser, sade dili ve anlaşılır üslubuyla İslâm dünyasında asırlar boyunca medreselerde ders kitabı olarak okutulmuştur. Hükümlerin delillerine ve mezhepler arası tartışmalara ayrıntılı şekilde yer vermek yerine, uygulamaya yönelik temel bilgileri öğretmeyi hedeflemiştir. Bu yönüyle hem başlangıç seviyesindeki talebeler hem de ibadetler fıkhını düzenli bir şekilde öğrenmek isteyen okuyucular için önemli bir başvuru kaynağıdır. Eser, Hanefî fıkıh geleneğinde büyük kabul görmüş; müellif tarafından yazılan İmdâdü’l-Fettâh ve daha sonra kaleme alınan Merâkı’l-Felâh gibi şerhlerle daha geniş bir ilim halkasına ulaşmıştır. Günümüzde de birçok İslâmî eğitim kurumunda ibadetler fıkhına giriş metni olarak okutulmaya devam etmektedir.
Nurul İzahŞürünbülâlî · Kitapkalbi Yayıncılık · 201846 okunma
9/10
·224 syf.·
2026 94. kitabı
İki ölüm arasında yaşıyoruz. Anne karnında bir var olmaya başladığımız andan itibaren bir sürgünü ardından ölümü yaşarız. Ölüm ise doğum anıdır. Anne karnında ölüp dünyaya doğarız. İlk nefes acı verir bize ve ağlamaya başlarız. Bazıları kendiliğinden o bağ (Alem-i Ervah ile olan bağ aslında) koptuğunda ağlar bazıları o bağ kordon kesilse bile ağlamaz gözü anne karnındadır. Teşvik gerekir. Ve bu teşvik genelde popoya vurulan bir tokattır. Kendimize getirir bizi ilk nefesi alır acısını duyar diğer alemle bağımızı koparırız. Artık bir ikilik içinde varolacağızdır Zahir/Batın. Zahirimiz olur üzerimize giydiğimiz. Batını içine gömdüğümüz. Bir hayatı ikircikli bir zemine yerleştirip anlatmak kolaydır çünkü dilin yapısı böyledir. Dil kıyas üzerine kurguludur. Karşıtlıklarla anlatır çoğu zaman anlatmak istediklerini. Niels Lyhne’nin öyküsü ise bu andan başlamıyor öncesinden ana rahmine düşmeden önceki anlardan başlıyor. İkircikli yapısına katkıda bulunmuş anlardan bahsederek başlıyor anlatmaya bir zahir edinmeden önce batın’a katkıları olanları özetliyor. Sonra o ölüm anı. Zahir ve batının birleşip dünyaya fırlatıldığı an. Sonrası ise bir sürü insanın yaşamı ile örtüşüyor. Ölümler, yıkımlar, vazgeçişler, üzüntüler öfkeler. Artık yeni yüzyıl bu anlara ‘çocukluk travmaları’ derken eskilerin tabiri ile heygidi çocukluk anılarıyla büyüyor Niels. Elbette şekilleniyor zamanın etrafın ve içinin getirdikleri ile. Zahir de değişiyor Batın da. “Zekamız, içgüdülerimiz, duyularımız, gün ışığı kadar açık olmalarına rağmen, bizi yanlış yola sürüklüyor. Belki de tek gerekli olan şey, arzuyla dolu kaynayan tutkuların üzerinde yanan umudun hayali ışığını takip eden o mantıksız cesarettir!” Bir labirent içinden çıkmaya çalışmak gibidir büyümek. Minatoru öldürüp dönmenin yolu bir ‘sevgili’nin
Niels LyhneJens Peter Jacobsen · Dorlion Yayınları · 20252 okunma
Reklam
Ebu’l-Hasan Harakani’de Fakr Kavramı
10/10
··
Beğendi
Kur’an ve hadislerde geçen “Fakr” kavramının iki ayrı anlamda kullanıldığı gö- rülmektedir. Bunlardan biri “suret fakirliği” de denilen “maddî fakirlik”, diğeri ise “manevî fakirlik”tir. 1. Maddî Fakirlik veya Suret Fakirliği: İhtiyaç duyulan mala ve eşyaya malik ve sahip olmamak demektir. Kur’an’daki: “Ganimet malları, yurtlarından ve mallarından uzaklaştırılan fakir muhacirlerin- dir” 5 , ayeti ve benzer ayetlerde anlatılan fakrdır. Bu anlamdaki fakirlik hadislerde de: “Fakr, insanı nerede ise küfre düşürecekti.”6 “Fakirlik, iki cihanda yüzkarasıdır.”7 İfadeleriyle anlatılmakta ve bu manada gönle sıkıntı veren fakirliğin makbul olmadığı ifade buyrulmaktadır. Tasavvufa konu olan fakr ise bu tür fakirlik değil, manevi fakirliktir. 2- Manevî Fakirlik: Kulun kendinde varlık görmemesi, herşeyi Hakk’a irca etmesi, şahsının, amelinin, hal ve makamının Allah’ın lütfu olduğunu kabul etmesidir. Kur’an’daki: “Ey insanlar, siz Allah’a karşı fakir; yani muhtaçsınız. Allah ise ganîdir; yani herşeyden müstağni- dir.”8 ve “Allah ganîdir; siz fakirlersiniz; yani O’na muhtaçsınız.”9 ayetleri bu anlamda- ki fakrı anlatmaktadır. Peygamber Efendimiz, “Fakr, benim medar-ı iftiharımdır.” 10 buyurmaktadır. Yine başka bir hadis-i şerifinde “Allah’ım beni fakir yaşat, fakir öldür ve fakirlerle haşret!”11; Allah’ım beni sana karşı muhtaç (fakir) kılarak müstağni eyle, kendinden başkasına muhtaç (fakîr) etme!12 buyurmuştur. Bu hadisler manevi fakr anlamında kullanılmıştır. Kulun Allah’a muhtaç olması demek olan fakirlik, elbette fakiri de zengini de kapsar. Bu anlamıyla fakir ve fukara, malı olmayan anlamına değil, “sufî ve derviş” manasına gelir. Bu yüzden eskiden şeyhler kendilerine “Hadimu’l-fukara” (Fakirlerin hizmetkârı) derlerdi. İlk sufîler “yoksulluk” anlamına gelen fakr ile
Fakrın MakamlarıEbül - Hasan Harakani · Büyüyenay Yayınları · 201718 okunma
Puan vermedi·264 syf.··
Beğendi
·
2026 10. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 29 Mart 2026 20:49
Vatan kişinin karnının duyduğu yer de olabilir gözyaşının aktığı yer de. İnsan ruhu bedenden önce yaratıldı. O zaman ruhlar âlemi (âlem-i ervah) denen bir yerde bulunuyordu. Oradan ayrılıp bu dünyaya geldikten sonra sürekli asli vatanının hasretini çekmektedir. Bu çerçevede insanoğlunun ruh burkuntusu hiçbir vakit son bulmaz. Ta ki Yaradan'a kavuşuncaya kadar. Alemin bir nizamı var. Atın önüne et, itin önüne ot konulmaz. Bu "Hududullah"tır. Dünya güzeldir, insana düşen bu güzelliği bozmamak, daha da güzelleştirmektir. Mustafa Kutlu'nun uzun yıllar boyunca gazetede yer alan yazılarının kitaplaştırılmış hali. Bazı yerleri bu sebeple tekrara düşmüş gibi görünse de ama her bir deneme insani derinden etkileyen bir yapıya sahip. Kutlu'nun kalemi insana huzur veren cipsten. Çağımızda karşılaştığımız durumlara çözümün öze, doğaya ve doğala dönüş olduğunu naif bir dille anlatıyor. Toplumun batıya özenmesi bizi geliştirmez aksine daha kötü durumlara sebep olur. Değişen toplumun eskiye özlemi tarımla özümüze dönmemiz ile giderilebilir. Tüketim çılgınlığına son verip tasarrufa kanaat ekonomisine dönmemiz gerektiğini anlatıyor. Ben severek okudum Kutlu'nun denemesini sevenlere tavsiyemdir.
1000Kitap
Vatan Yahut İnternetMustafa Kutlu · Dergah Yayınları · 20141,548 okunma
9/10
·224 syf.··
2026 1. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 06 Ocak 2026 00:00
Kitabı henüz bitirmedim ama okuduğum kadarıyla devamı için de genel bir kanım var. O yüzden inceleme yazmak istedim. Bu kitabı bilim tarafından bakanlar kanıt arayarak okuyacak ve bu bir safsata, nerede kanıtlar, bilim yok ortada diyecekler. Bu kitabı hayata din penceresinden bakarak okuyanlar ise dinle bağdaşmıyor, ayetleri kendince yorumlamış, insanları dinle manipüle ediyor diyecekler. Ama bu kitabı, hiçbir çizgiye bağlı kalmadan, az çok temel fizik ve kuantum bilgisine sahip, kendi de yeri geldiğinde araştırmalar yaparak eldeki bilgilere kendinden de bir şeyler ekleyerek ve beyin fırtınası yaparak gitmeyi severek okuyanlar kitabın güzel noktalara değindiğini, bildiklerimiz ile bilmediklerimizin ötesindeki gerçeği sorgulamaya teşvik ettiğini fark ederek okuyacaklar ve tahminimce derin bulmasalar da güzel, akıcı bir anlatıma sahip, bu alanda iyi bir başlangıç kitabı olarak yorumlayacaklar. Bir şeylere körü körüne bağlanmayın sevgili arkadaşlar. Ne dine ne de bilime. Newton fizikte çığır açtı, birçok fizik kanunu buldu ve onun sayesinde birçok şey cevap buldu. Ama liselerde hala okuduğumuz Newton fiziği bir yere kadar doğruydu. Sadece dünyada. Uzaya çıktığımızda işler hiç de Newton'un düşündüğü gibi işlemiyordu. Çok uğraştı ama en sonunda çözemediği durumu Tanrı’nın işi olarak görüp bıraktı. Peki sorun neydi? Sorun zamanı mekanda ve uzayda bir sabit olarak görmesiydi. Oysa zaman sabit değildi değişkendi. Sabit olan tek şey ışık hızıydı. Ve Einstein ne dedi. Zaman bir yanılsamadır. O yüzden bildiğimiz her şey bilmediklerimizin yanında bir yanılsamadan ibaret olabilir ve bunların kanıtları resmi olarak deneysel şekilde maddi bir varlıkla kanıtlanmış olmayabilir. Tıpkı evrenin bilinen kısmının oranı %4 civarı iken bilinmeyen kısmının oranı %96 civarı olması gibi.
Duygu ve Düşünce
Kenz-ul ErvahIşık Kızıltuğ · Şira Yayınları · 2023150 okunma
Selam sana ey Resül
8/10
·160 syf.··
2025 52. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 14 Ekim 2025 17:36
Efendimizin güzel ahlakının , varlığının , kalplerin sevgilisi olması ve beraberinde getirdiği güzelliklerin satırlarla buluşmasına bir kez daha tanık oldum. Bir çok kez okumuş olsak bile yüreğe en derinden işleyen varlığı her satırda insanı çepeçevre sarıyor. Muallim-i ukul(akılların muallimi),mahbub-u kulub( kalplerin sevgilisi), mürebbi-i nufus(nefislerin terbiye edicisi) ve sultan-ı ervah( ruhların sultanı) na salat-selam olsun
Din
Peygamberliğin İspatıAbdulkadir Ertaş · Süeda Yayınları · 2025333 okunma
Reklam
Reklam