RUH-İ MUHAMMED
Ruh-i Muhammedi... Sırr-ı Azâm; bütün, büyük sır... Lâtife-i Rabbâniye; Rabbânî lâtife... Menşe-i Ervah; ruhların kökü... Sultan-ı Hakikat... Sırr-ı İlâhî... Aşk-ı İlâhî... Nokta-i Küll.... Nokta-i Vahdet... Nokta-i Kübra; büyüklük, ulu luk mihrakı... Ruh-i Ekmel; eksiği olmayan, kâmil... Adem-i mânâ... Şems-i Bâtın; bâtın güneşi... Ruh-i Kuts... Ruh-i Arif; bilen, bilici... Ruh-i Natık; konuşan... Kelme-i Ehemm; öne alınmış önemli söz, sözün öne alınmışı... Levh-i Azam; bü tün suretlerin bulunduğu... Şems-i Hakikat; hakikat güneşi... Aklı Küll... Akl-ı Evvel... Cevher-i Alá... Melek-i Mukarreb; Allah'a en yakın olarak üstün bulunan... Kalem-i Alâ... Bunlar, Külli ruh'un isimleri... Ve bir Ayet meâli: – "De ki, ruh, Rabb'imin emrindendir!"
Sayfa 354 - Ağustos 1994, “BU ASRIN SAHİBİSİNİZ!...”, Vâridât: Mehdi, İbda Yay.
Ölçüler ve Anlayış
Hiç Şu Geçici Şeylere Cennet Değişilir mi ?
İbn - i Kayyım ( rahimehullah ) , “ Hâdi'l - Ervâh ” adlı eserinin baş taraflarında şöyle der : " Şaşarım akıllı uslu postuna bürünmüş beyinsizlere ; halimselim görünen geri zekâlılara ! Şaşarım o kimseye ki : ◆ Değersiz ve fanî nasipleri , pek nefis ve bâki nasiplere tercih etmiştir . Eni gökler ve yer kadar geniş cenneti satmış , yerine salgın hastalıklara uğramış kimseler ve belalılar arasında dar bir zindanı almıştır . ◆ Altından ırmaklar akan Adn Cennetlerindeki güzel güzel evleri vermiş , yerine sonu harap ve helaktan başka bir şey olmayan , pislik dolu su kenarlarını almıştır . ◆ Yâkut ve mercân gibi olan şen şakrak , sevecen , her biri aynı yaşta bâkireleri satmış , yerine kirli , pis , kötü huylu ; ya fuhuş yapan ya da kırık barındıran kadınları almıştır . İçenler için sırf lezzet olan cennet içkilerini satmış , yerine aklı gideren , dini ve dünyayı mahveden murdar içkileri almıştır . ◆ Azîz ve Rahîm olan Allah'ın vechine bakma lezzetini , pis ve çirkin suratlıları görüp gönül eğlendirmeye değiştirmiştir . ◆ Rahman'ın hitabını dinlemeyi , çalgılar , şarkılar ve dımbırtılar dinlemeye tercih etmiştir . Her şeyin fazlaca verileceği " mezid " gününde inci , yakut ve zebercedden minberler üzerine kurulmayı , şirret şeytanların katıldığı , fısk - ı fucur meclislerinde oturmaya değişmiştir
Din
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
ÖMER NASUHİ BİLMEN (1883-1971)
1883 yılında Erzurum'un Salasar Köyü'nde doğdu. Babası zamanın âlimlerinden Hacı Ahmet Efendi, annesi Muhibe'dir. İlk tahsiline, Ahmediye Med-resesi müderrisi olan amcası Abdürrezzak İlmî ve Erzurum Müftüsü Müderris Hüseyin Raki Efendiden okuyarak başladı. 1908 yılında İstanbul'a gelerek, Fatih Dersiamlarından Tokatlı Şakir Efendi'nin derslerine devam etti ve icazet aldı (1909). Daha sonra imtihanla Medreset'ül Kudat'a girdi ve 1913 yılında aliyyül-ala derecesiyle mezun oldu. Daha sonra açılan ruus imtihanını da kazanarak Fatih dersiamı olarak göreve başladı. İlk memuriyete Fetvahane-i Aliye'de başlamıştır. Fatih Camii'nde, Sahn-ı Seman Medresesi'nde âli kısmı Kelam Müderrisliği yapmış Medresetül-Vaizin ve Daru'ş-Şafaka'da dersler vermiştir. Ayrıca İstanbul İmam-Hatip Okulu ve Yüksek İslâm Enstitüsü'nde usûl-i fıkıh ve ilmi kelâm dersleri okutmuştur. Daha sonra Telif Heyeti Azalığına getirilmiş, bir müddet Temyiz Mahkemesi Şeriyye Dairesi Mümeyyizliğinde de bulunmuş ve 1922 yılında Meclis-i Tedkikat-ı Şeriyye Dairesi Azalığına getirilmiştir. 1926 yılında İstanbul Müftü Muavinliğine ve 1943 yılında ise seçimle İstanbul Müftülüğüne tayin olmuştur.15.06.1960'da vekâleten, 30.06.1960'da ise asaleten Diyanet İşleri Reisliği yapmıştır. 06.04.1961'de emekli olmuştur. Ömer Nasuhi Bilmen Efendi, gerek ilmi ve ahlâkî otoritesi gerekse samimi dindarlığı ve tevazuu ile dinî konularda Türkiye'de müslüman halkın başlıca güven kaynağı olmuştur. İnançta, ibadet ve ahlâkta Ehl-i sünnet mezhebini şahsında tam bir liyakatla temsil ettiği için herkesin saygı ve sevgisini kazanmıştı. Şüphesiz bunda yaşadığı sürece aktif politikanın dışında kalmasının da önemli rolü vardır. Zira Ömer Nasuhi Bilmen de selefleri gibi dini meseleler söz konusu olunca asla taviz vermeyen bir yapıya sahipti.
Kitap Alıntısı
Din bir imtihandır. Teklif-i İlahî bir tecrübedir. Tâ ervah-ı âliye ile ervah-ı safile, müsabaka meydanında birbirinden ayrılsın. ERVAH-I ÂLİYE : Yüksek ruhlar.ERVAH-I SAFİLE : Aşağılık ruhlar, kötü ve alçak ruhlar.
Alıntı
İNSANLIK O'NUN (sav) KADROSUDUR...
(...) İşte bütün insanlarda ortak olan, bazen rüyâlarda, sanat eserlerinde, çeşitli insan davranışlarında, bazen de reenkarnasyonu düşündürten gerçekleşmelerde vesaire her vakit dile gelen bu şey, “hakikat-i ferdiyye”dir; insanî hakikattir. Tarih onda yaşar hikâyesini. Bütün ruhların kökü olan (menşe-i ervâh) odur. Bütün ilimler ve sanatlar, ondan sâdır olur. İnsan bilse de, bilmese de, tersinden veya düzünden, doğrulayıcı veya yalanlayıcı olarak O’nun kadrosudur...
HAKİKAT-İ FERDİYYE “Çöle İnen Nur”-, 9 Kasım 2011, Çarpıcı Kitap·Kitabı okuyor
Hakikat-i Ferdiyye