Tüm hayatım bir rüya gibi görünüyordu bana; bazen her şeyin gerçek olduğundan şüpheye düşüyordum, çünkü bunlar zihnime, hakikatin kuvvetiyle sunmuyordu kendilerini.
Niçin ölmedim? Bir insanın hiç olmadığı kadar perişanken, niçin unutuşa, huzura gömülüp kalmadım? Ölüm, tazecik çocukları, üzerlerine titreyen anne babalarının tek umudunu koparıp alır. Nice gelin, nice genç sevdalılar, vaktiyle sağlık ve umut içindeyken bir gün gelip mezarda çürür, solucanlara yem olur! Nasıl bir malzemeden yapılmaydım ki, bir tekerleğin dönüşü misali bana habire eziyet eden bunca sarsıntıya direnebilmiştim?
Yatsak, uykumuzu zehredebilir rüya. Kalksak, kirletebilir günü tek bir avare düşünce. Hisset, düşün, anla, ister gül, ister ağla, Kedere sarıl, yahut kaygıyı def eyle, İster neşe, ister keder: farkı olmaz, Serbestçe çekip gidebilir ikisi de. İnsanın dünüyle yarını bir olmaz; Kalıcı şey yoktur, değişkenlikten öte!