Dünyada bu kadar rahat, bu
kadar sükûn içinde ağlanabileceğim tasavvur edemezdim.
Beyaz yatak
örtüsünün üzerinde birer küçük beyaz kuş gibi duran ellerini tuttum ve
onlarla oynamaya başladım.
Parmaklarını kıvırıyor,
tekrar açıyor ve elini yumruk yaparak avucumun içinde sıkıyordum.
Elinin iç tarafında, bir yaprağın damarları gibi ince çizgiler vardı.
Beni bu kadar çok sevdiğine bir türlü inanamadığım için,
sana âşık olmadığımı zannediyormuşum..
Bunu şimdi anlıyorum.
Demek ki, insanlar benden inanmak kabiliyetini almışlar.
Seni yalnız bırakmaktan korkuyorum..
Evet,
bu akşam hemen hemen hiç uyumadım.
Hep seni düşündüm.
Benden
ayrıldıktan sonra neler yaptığını, hastanenin etrafında nasıl dolaştığını,
bütün tafsilatıyla, hatta senin anlatmadığın kısımlarla birlikte gördüm...
Bunun için artık seni yalnız bırakamam! Korkuyorum...
Yalnız bugün için değil...
Artık seni hiç yanımdan ayırmayacağım!..
İçimde hiçbir arzu yoktu.
Ne
geçmişi, ne geleceği düşünmüyor, ancak yaşamakta olduğum anları
biliyordum.
Ruhum rüzgârsız ve kırışıksız bir deniz gibi sakindi.
Sırf bana acıdığı
için bu kadar üzülmesine imkân yoktu.
O da aradığı ve bulamadığı bir şeye yanıyordu. Fakat bu neydi?
Bende, daha doğrusu aramızdaki münasebette eksik olan neydi?