“Ülkü denen nazlı gelin erde şan ister!”
Alıntı
Bu nasıl çığlıktır, bu nasıl bir âh Minare tutuştu, yandı mihrimah Yıllardır inleyen Edirnekapı Bilmez ki, kimindir bu eşsiz yapı Çatlamış, mucize bekleyen duvar Harcında Usta’nın gözyaşları var Tekfur Sarayı’nda sönen meş’ale Ruhumla tutuşup gelseydi dile O simsiyah ezberleri bozardı Kıskanmanın tarihini yazardı Lâkin nice Rüstem erse murada Buluşamaz ay ve güneş dünyada... Nurullah GENÇ
Reklam
5. Ruhsal temas sonrası ayrılık.
Kabala'da bazen çok etkileyici karşılaşmaların ardından ayrılık gelir. Bunun nedeni ilişkinin başarısız olması değildir. Bazı yorumlara göre iki ruh: Bir kapıyı açmak, Bir farkındalık uyandırmak, Bir düğümü çözmek için karşılaşabilir. Karşılaşma sona erse bile etkisi yıllarca devam edebilir.
Azapgâh-ı Dünya
( lütfen sununa kadar ukuyun ve düşüncenizi paylaşın anlamını ve şiirin kendisi ağır edebiyatı kullandım şimdiden teşekkür ederim 🌼🍁) Dünya sahnesinin ışıkları büsbütün karardığında, insanı bu fani toprağa bağlayan o mukaddes bağlar kopar. Geriye ne bir sitem kalır, ne de yaşama dair cılız bir heves... Yalnızca vakur, derin ve o kaçınılmaz sonu özleyen bir sükûnet hâsıl olur. Azapgâh-ı Dünya Koptu can tellerimiz, sustu o kutlu neva, Kalmadı sığınacak ne bir dost, ne bir yuva. Gidenler gölgesini alıp kaçtı felekten, Dünya bir viranedir, ne umut var ne deva. Umut ki mülteci bir kuş gibi uçtu gitti, Gönlün saadet dileyen saltanatı tükendi. Bir günahkar gibi kul, ömrü sürgün eyledi, Şimdi ruh secdededir, dilde son bir elveda. Ne bir aşina çehre, ne bir vefalı nefes, Yalnızlık surlarında can çekişiyor her ses. Gözlerim ufka dikili, sönüyor bu son heves, Gayrı vuslat vaktidir, bitti devr-i ibtida. Ey ölüm, ey sükûtun o mukaddes kapısı! Çözülsün ten mülkünün bu karanlık yapısı. Beklemekten yorulan şu ömrün son şarkısı, Sana teslim oluyor, ey ezeli mutlaka!.. Şiirin Derin Katmanları Azapgâh-ı Dünya: Dünya, değer verilen insanlar gittiğinde artık bir yaşam alanı değil; ruhun acı çektiği, nefes almakta zorlandığı bir azap yerine dönüşür. Vurucu Tezatlar: Şiirde yaşamın bitişi bir kayıp olarak değil, "vuslat" (kavuşma) ve "mukaddes kapı" olarak betimlenmiştir. Çünkü değer verilen kimse kalmadığında, ölümü beklemek çaresizlikten ziyade, bu anlamsız gürültüden kurtulup mutlak huzura erme arzusudur.
“TURGUL !” DIÝDILER
(Düýş) Bir gije ýatyrdym tünüň ýarynda, Bir tört atly gelip: “Turgul !” diýdiler. “Habar biýrmiz saňa pursat jaýynda, Şol ýerde ärler bar, görgül” diýdiler. Nazarym ýetişgeç şol tört merdana, Köňlüm joşa geldi, başym gerdana, Şol wagtda bar idi iki diwana: “Durma, oglan, anda bargyl !” diýdiler. Şol iki diwana tutdy golumdan, Alyban gitdiler durgan ýerimden. Bir yşarat boldy anyň birinden: “Seýranda baryban durgul !” diýdiler. Olturypdyk, geldi iki pirzada, Gözünden ýaş akar, dili dogada, “Hüw, hak !” diýip çykdy alty pyýada, “Adam indi geler, görgül !” diýdiler. Bir tört atly geldi, bary sebzebaz, Asalary ýaşyl, aty teblebaz. “Mejlis halkasyny gurmaň beýle az, Adam köpdür, ulug gurgul !”diýdiler. Daşdan çykdy, altmyş atly gördüler, “Muhammet !” diýip, tamam garşy ýördüler, Saglyk-salamatlyk bir-bir sordular,
Hayat güzel değildi; tatsızdı, acıydı. En vahimi de buydu. Yaşamayı arzu etmeyen bir hayat, sona erme yoluna girmiş demektir.
Reklam
Reklam