Bir zananlar düşünceli olmak bir erdemdi. Bu, tarım için iş birliğinin hayati önem taşıdığı ve başkalarına bakmanın kendine bakmakla eş değer olduğu tarım toplumunda geçerliydi. Ancak toplumumuz zamanla farklı gruplara ayrıldı, çeşitlilik arttı ve değerler değişti. Eski standartlara göre normal seviyedeki düşüncelilik, günümüzde haddini aşmak veya başkalarının işine karışmak olarak algılanabilir. Düşünceli olma çabalarıysa aşırı temkinlilik veya diğerkâmlık olarak yorumlanabilir. Toplum değiştikçe değerler de değişir.
Buhari, Habbab b. Eret'in şöyle dediğini rivayet etti:
Rasulullah (s.a.v.) Kabe'nin gölgesinde cübbesini yastık etmiş yatıyordu. Biz ona gelerek durumumuzdan şikayette bulunduk ve "Bizim için Allah'tan yardım istemiyor musun? Bizim için O'na dua etmiyor musun?" dedik. Bunun üzerine
Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: Sizden önceki ümmetlerde kişi yakalanır ve yerde
kendisi için kazılmış bir çukura konurdu. Testere getirilip başından başlayarak
vücudu ikiye ayrılırdı. Demir taraklarla et ve kemiklerinden de öteye (sinirleri bile)
taranırdı. Fakat bu işkence onu dininden döndüremezdi. Yemin ederim ki Allah bu
işi tamamlayacaktır! (0 kadar emniyette olacaksınız ki) bineğine binip San'a'dan
Hadramut'a giden kişi sadece Allah'tan, bir de kurtların davarlarını yemesinden korkacak. Fakat siz acele ediyorsunuz.