Ben bu evlerle, bu sokaklarla, bu insanlarla güneşli, sisli, puslu, yağmurlu, karlı elli küsür yıl geçirmiştim ve şimdi elimdeki mektupla kime gideceğimi bilmiyordum. Neredeydi bu insanlar?
Ama bu kadar yalnız, bu kadar genç ve sevmeye bu kadar yetenekli iki insan birbirlerine karşı kayıtsız kalabilirler miydi? Dünya bu kadar kör, hayat bu kadar nankör olabilir miydi?
Öyle ya, artık bu dünyada bay bayan deniyor, başarılar dileniyor, ne üç tane okunmuş pirinç yutturmak kaldı ne zihin açıklığı! Yaşlandın Süreyya sen yaşlandın! Yaşlandııın yaşlandın! Ne dediğini bilmez oldun.
Nasıl, aşk geldiğinde hiç tereddüt etmeden bize yaklaşır ve arkamızdan seslenirse, güzel bir roman da tıpkı aşk gibi gerçek okurunu ilk bakışta gözlerinden tanır. Görür görmez "İşte o!" der içinden, "Nihayet geldi!" Yüreği küt küt atarak diğer kitapların arasından, onları incitip hırpalamadan, ama gözlerindeki mağduriyetten de hiçbir şey kaybetmeden usulca uzatır başını okuruna doğru.
Okuduğum en değişik kitap olabilir bu. Hem çok güldüm, bir yandan kızdım, biraz da üzüldüm açıkçası. Mehmet Oymak'ın yazdıklarına inandığı çok açık. Karısının ailesinin kendisini "mankurtlaştırarak" öldürmeye çalıştıklarına inanmış. Gerçekten paranoyak bir düşüncede olduğu çok net anlaşılıyor. Ne desem boş, eksik kalır gibi hissediyorum.Keşke gerçekte olanları öğrenebilsek. En azından k.ö.i.s.a.ö nün açılımını öğrenseydik.