Hikayeni anlatamadığında, susturulduğunda, dışlandığında, insanlığın elinden alınmış oluyor. Bu seni varoluşunun merkezinden vuruyor; kendi akıl sagligindan kuşkulanmaya başlıyorsun.
Yalnızca yönetim ve otorite, güç ve zenginlik değil; veri ve bilgi de giderek bir avuç insanın elinde toplanıyor ve gittikçe daha çok insan kendilerini dışlanmış-unutulmuş değil de sanki zaten hiç fark edilmemiş gibi-hissediyor. 
Şimdi, yirmi birinci yüzyılda hem keskin çizgilerle bölünmüş hem de karman çorman olmuş bir dünyada saygınlık ve eşitliğe hasret kalmış, değişimin sürati ve teknolojinin ivmesi karşısında bunalmış bizlerin ortak hissiyatıysa şu: “Kim duyar, ses etsem, beni insanlar katından? “