Bir türkü duyulur… gecede başka türlü, gündüzde başka türlüdür. Çocuk söylerse başka tatta, kadın söylerse… genç söylerse başka türlü olur, yaşlı söylerse… dağda söylenirse başka, ovada ormanda denizde başka türlüdür. Hep ayrı ayrı tattadır. Sabahleyin başka, öğle ikindin akşamlayın başkadır.
İnsan böyle bir şey. Nerede hangi yaşta olursa olsun kabuğunu kırıp içine baksan içi cılk yara. Yarasız dertsiz sırsız insan yok da, işte kimisi üstünü iyi örtüyor. Ben de örttüm. O kadar kapattım ki, kendim bile sormadım kendime.
Zenginin zengin diye derdi olamaz. Fakirin fakir diye. Gencin genç diye. Yaşlının yaşlı diye. Kime hak lan bu dert dediğimiz şey ? Niye sormuyor kimse birbirine derdini ? Niye dinlemiyor ?
Neşe bulaşıcıdır falan diyorlar. Yalan. Neşe kolonya gibi bir şey. Döküyorsun o an ferahlıyorsun. Sonra uçup gidiyor burnundan elinden üzerinden. Kasvet öyle değil ama zamk gibi bulaşıyor ve dokunan herkese yapışıyor.
Oturup birine mektup yazmışsın. Biri seni düşünmüş senin için mektup yazmış. Yaşamışsınız işte. Hayattasınız. Ben de hayattayım ama yaşıyor muyum bilmiyorum. Ağız dolusu gülmedim bir kere bile. Bir kere öpmedim Nurteni kendime çekip.
Hiç seni seviyorum demedim. O da bana demedi. Nurten’i bana efendi demekten zor vazgeçirdim ben canım da neyin beklentisi? #ethem