Puan vermedi·280 syf.··
2026 3. kitabı
Bugün bir anne olarak kendimi çok tükenmiş hissettiğim bir gündü. Çocuğumu, arada sırada onun bir diğer ebeveyni olduğunu hatırlayan canım eşime bıraktım (eşimi seviyorum ama bu cümleyi tüm anneler anladı bence) Biraz kendimle kalmaya ihtiyacım vardı; kitabımı kaptığım gibi kendimi doğaya attım. ​Ve tam 14. sayfada bu cümle karşıladı beni: ​"Çocuğun olduğu yerde sessizlik olmaz." ​Bu kitap resmen benimle konuştu! Sizce de bu sihir değil de ne? En derin yalnızlığımızda rehberlik eden kitaplara öyle ihtiyacımız var ki... Bu bölümü bitirdiğinizde, çocuklarınızın hayatınıza kattığı her bir ses için içinizden binlerce kez şükretmek gelecek, eminim. ​ Hadi gelin, birlikte okuyalım! ​Bu kitabı okudunuz mu veya listenize aldınız mı? Bizimle konuşan bu sayfaların içinden kalbinize en çok dokunan cümleleri yorumlara yazın, harika bir anne-baba dayanışması başlatalım. ​Çocuklarımızı büyütürken yalnız olmadığımızı hatırlamaya ihtiyacımız var. İzin verelim kitaplar elimizden tutsun, izin verelim el ele verelim. Hem kendimiz hem de yetiştirdiğimiz nesiller için birlikten kuvvet doğsun! Profilimdeki linkten Instagram'a beklerim. Kitap incelemelerimin görsel ve video içeriklerini Instagram hesabımda paylaşıyorum.
Uzun İnce Bir Sürgün'deyim
8/10
·136 syf.·
2026 169. kitabı
İzmir'den İstanbul'a gelirken aklımda herhangi bir kitap yoktu. Benim derdim başka şeylerdi. Kullanılmayan istasyonlar, terk edilmiş yapılar, unutulmuş bekleme salonları, insanların çekilip gittiği yerlerde geriye ne kaldığı. Akşama doğru Sirkeci Garı'na vardım. Gün ışığı çekilmeye başlamıştı. Kalabalıkların ilgilenmediği tarafa doğru yürüdüm. Rayların bittiği, seslerin azaldığı yerlere. Orada gördüm onu. Hurdaya ayrılmış eski bir vagon. Boyasının büyük kısmı dökülmüş, camlarının bazıları çatlamış, içi karanlığa terk edilmiş. Kapısı yarı açıktı. Merak edip içeri girdim. Telefonun fenerini açınca yılların bıraktığı izler ortaya çıktı. Yıpranmış koltuklar. Kararmış metal parçalar. Tavana tutunmaya çalışan kablolar. Sanki zaman burada çalışmayı bırakmıştı. Binlerce insanın üstüne oturarak eskittiği bir koltuğa oturdum. Tam o sırada aklıma bir kitap geldi. Aytuğ Akdoğan 'ın Sürgün'ü. Kitabı düşünmeye başlamamla birlikte diğer benlerim de ortaya çıktı. Ravi karşımdaki koltuğa geçti. Hiç pencere kenarına oturdu. Münzevi ise koridor boyunca yürüyüp vagona göz gezdirdi. Sonunda durdu. Burası uygun dedi. Neye. Bu kitaba.
SürgünAytuğ Akdoğan · Hayykitap · 2021149 okunma
Reklam
Elim titriyor
Puan vermedi·109 syf.··
2026 4. kitabı
·
11 saatte okudu
·
Okunma: 28 Mayıs 2026 06:56
Kitabı biraz önce bitirdim. Bu, bu gerçek olamaz, diye internetten araştırmak istedim. Aramaya, Sakar kitap gerçek yaşam öyküsü, yazdım, açılan sayfaları okumadan, hızla kapattım. Daha fazlasına maruz kalmak istemiyorum, en azından şu an için. ‘Sarsıcı’ sözcüğü az kalır. Balyoz. Belki daha sonra kitap incelemesi yapabilirim, ama şu an sadece kötü bir haber alma benzeri şok tablosu yaşıyorum.
SakarAlexandre Seurat · Metis Yayınları · 20255,8bin okunma
Varlığıyla müsemma*
9/10
·255 syf.··
Beğendi
·
2026 39. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 28 Nisan 2026 21:43
Bir kitapçıya girdiğimde hangi kitap beni çağırıyor, diye beklerim. Elim rafta gezinirken bu kitabın üzerinde durdu. Hemen o anda kavuştuk. Bir daha ayrılmamak üzere, diye umuyorum. Acibe kız artık benim yaka iğnem, nereye gidersem yanımda götüreceğim bir ses oldu. Bize çok şey gösterdi, hikâyesiyle mest etti. Kitabın sonunda gözümden akan yaşları tutamadım, Acibe'nin ruhuna değsin. Onu çok özleyeceğim.
Duygu ve Düşünce
Bir İntihar Çok ÖlümEsra Kahya · İletişim Yayınları · 2026489 okunma
Puan vermedi·106 syf.··
2026 34. kitabı
ULAŞ YURDAKUL-KİBİR MATEMATİĞİ (alt baŞlıklarda "Bir'i Aramak' ve "Eksi Bir'in Gürültüsünde" ekseniyle) okuru klasik bir "hikâye"den cok, bir düşünce yolculuğuna davet eden, deneme-manifesto çizgisinde ilerleyen bir metin. Kitabın olay örgüsü; karakterlerin, çatışmaların ve sürpriz dönüşlerin peş peşe dizildiği bir kurgu yerine, "insanın içindeki merkez"in (benlik/ego) nasıl kurulduğu, nasıl büyüdüğü ve nasıl dönüştürülebileceği etrafında kademeli bir ilerleyiş kuruyor. Yani "olay" dediğimiz şey burada dış dünyada değil; okurun zihninde, vicdanında ve bakışında gerçekleşiyor. Metnin omurgası, çok net bir matematik metaforu üzerine kurulmuş: +1 (hakikat/iyilik/teslimiyet), 0 (insan/ irade/esik), -1 (kibir/bozucu enerii). Yazar, insanın hayatı "varlık-yokluk'' ikiliğine sıkıştırdığını; oysa asıl savaşın, insanın içindeki yönelimde yaşandığını söylüyor. Modern İnsanın "0" noktasını (kendini merkez) sanıp her seyi ölçmeye, biçmeye, hükmetmeye çalışması; kitabın gözünde, kibri büyüten ana mekanizma. Bu yüzden kitap, "kibir"i yalnızca ahlaki bir kusur olarak değil, dünyaya bakış biçimini çarpıtan bir işlem gibi ele alıyor: Girdiği her kabı kirleten, her güzelliği negatife çeviren bir "-1" etkisi... Bu yaklaşım kitabın temel mesajını da açık ediyor: İnsanı büyüten șey, kendini büyütmesi değil; kendini merkeze koymaktan vazgeçip vicdan ve teslimiyetle "Bir"e yaklaşması. "Olay örgüsü" dediğin derinlik, kitapta bölüm bölüm genişleyen bir tartışma alanıyla sağlanıyor. Başlarda, "teknolojik tartışma değil; bugünün gürültüsünür matematiksel dökümü" gibi bir iddiayla kapıyı açıyor Sonra bu gürültüyü; iletişimsizlik, anlam kayması, kalabalık içinde yalnızık gibi modern başlıklara bağlayıp "Babil sendromu" benzeri bir çerçeveyle okurun günlük deneyimine indiriyor. Ardından, okuru
Eksi Bir'in Gürültüsünde Bir'i AramakUlaş Yurdakul · Arkhe Yayınları · 20265 okunma
Altınlar Naneyi Yerken
10/10
·448 syf.··
Beğendi
·
2026 12. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 14 Mart 2026 22:38
Kim senin yoluna taş koyacakmış Darrow? Kim seni ezecekmiş? Mabadımla gülüyorum! Oldukça popüler olan ve her kitabıyla çizgisini koruyarak bir mükemmelliyet abidesi gibi atfedilen Kızıl Yükseliş serisini kör bir şekilde bütün kitaplarıyla satın alıp kütüphanemde sergilemeye başlayalı bir ay oluyor sanırım. Serileri bir anda almanın iyi ve kötü yanları var: okumak isterseniz hepsi elinizde oluyor; teferruatlı yapıları varsa bir arada bulundukları zaman göz korkutuyorlar. Her ne kadar övülse de bir arada bir hayli ürkütücü göründükleri için bu seriye elim gitmiyordu. Neyse ki önceki kitaplarımdan biraz sıkılıp oflayıp püflediğim için Kızıl Yükseliş'i okuma kararı verdim. NE İYİ YAPTIM ONU BE! Kitap konu bakımından alt tabakada yer alıp kandırıldığını ve sömürüldüğünü fark eden bir isyancı arkadaşımızın "Şimdi siz naneyi yimediğiniiiz mi?" demesiyle başlıyor. Eh, tabii bu da oldukça bilindik bir konu. ANCAK... Güzel yazılırsa efsane olabiliyor ki efsane de olmuş. İnsanlık bir kez daha kast sistemi uygulamasının kendilerini geleceğe taşıyacağına karşın derin bir inançla bölünmeye karar vermiş. Renk ve değerli metaller üzerinden kendilerini etiketleyen insanlık arasında en harika ve yukarıda olanlar "Altın", en dipte olanlar ise "Kızıl" olarak işaretlenmiş. Birçok kategori var: Bronz, Gümüş, Obsidyen, Yeşil, Mor, Pembe, Gri vs. Darrow beyefendi bir Kızıl. Normalde etliye sütlüye karışmayacak olan bir beyefendi. Kendisi de aynı şekilde ifade ediyor zaten. "Beni ellemeseydiniz ben madenlerde çalışmaya devam edecektim," benzeri bir ifade kullanıyor. Ezkaza piyango Darrow abimizin evine çıkıyor ve bir şekilde canını yakıyorlar. Abimin kafası zaten bozuk, sürekli üzerine geliyorlar ve olanlar oluyor. Darrow "Çıkışa gel lan!" için hazırlanmaya başlıyor. Kitabın gidişatı
Kızıl YükselişPierce Brown · Pegasus Yayınları · 20162,539 okunma
Reklam
Reklam