Hayat doluydu Nazmiye Güçlü. Çok da güzeldi. 1981 kışıydı. Kar yağmıştı Ayazağa İTÜ kampüsünde. Sallana sallana asfaltta giderken Nazmiye’yi gördüm. Kestirmeden olsun diye alt kapıdan girmiş, yetinmemiş, daha da kestirme olsun diye çamların arasındaki yamaçtan iniyordu gördüğümde. O beni görmedi ama. Kaydı. Düştü sonra. Kalktı zar zor. Ayağının biri zayıftı. Zayıf ve kısaydı küçükken geçirdiği çocuk felcinden dolayı.
Kalktı ya hani zar zor, etrafına baktı. Yine görmedi beni. Başladı gülmeye. Ne gülme ama. Gören çıldırdığını sanır. Yanına vardım. Ne o kız, düştün mü, dedim. Gördün mü, diye sordu. He ya, dedim, gözüm kör olsun gördüm. Beraberce dakikalarca güldük. Ben, dedi, düşene gülerim aga. Kendim de olsam. Valla, dedim, düşenin dostu olmaz dendiğini var duymuşluğum, ama düşene gülün dendiğini duymadım.
Kocası Samet benim de 1 yıl okuduğum İİTİA-Gazetecilik ve Halkla İlişkiler bölümünde okuyordu. Diyarbakırlıydı. Kürttü. Herkes gibi gurur duyardı milliyetinden. O bana kekom der, ben ona ağzını yidiğimin, derdim. (Kayseriliyim ya ondan) Nereden icap etti kocası di mi? Doğru. Çehov'un duvarda asılı tüfeği geldi aklınıza değil mi? Haklısınız. Tüfekten söz ederseniz eğer, mutlaka patlamalı o tüfek. Onlar evliydi. Erken evlilik işte. Sonra da boşandılar gerçi. Biz arada onlara kalmaya giderdik sevgilimle. Arada bir. Her gitmemizde vefasızlıkla suçlardı Nazmiye. Samet ise, bırak içlerinden geldiği gibi davransın insanlar, derdi. Dostlukları sorgulama her daim. Akıllı adam. Oldu mu şimdi, patlattım mı Çehov'un tüfengini :))))).
Yıllar geçti. Büyüdük. Çok büyüdük. Kocaman, eşşek kadar adamlar olduk. Samet şimdilerde Müge ve Semih’in sahibi olduğu Metis yayınevinin de baş muhasebecisi. Daha birçok ünlü yerin de muhasebecisidir yetenekli adam.
Aklıma hiç gelmedi