GBB

Değerli Okurlar Yardımınıza İhtiyacım Var. Acil Değil Ama.
Thomas Bernhard-Bitik Adam'ın ilk baskısının (2000 yılı) ön ve arka kapak resimleri lazım. Olur da birinizde varsa, benimle paylaşır mısınız? Sağlıcakla
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Lütfen okuyalım kitap dostları
Bu sitenin bir kontrol mekanizması yok mu... Okuduğu kitabın sayfasını belirtsin arkadaşlar... Şart koşsun site. Çöplüğe dönecek burası da "huzur lazım azizim.."(@huzurun178) gibi okurlar(!) sırf beğenilme arzusu yüzünden büyük ihtimalle okumadıkları kitaplardan paylaşımlar yapıyorlar..şikayet edilen şiiri kaynak olarak gösterilen site:twitter.com/siirsokaktaaa/s... Bu konuda çok güzel uğraş veren Bora Harut abiye destek çıkmalıyız. Yoksa böyle okurlar(!) çok sayfada... Biz de elimizden geleni yapalım...
GAZİANTEP TÜYAP 2.KİTAP FUARI
2.si düzenleniyor geçen yıl ilki düzenlendi 97. 800 kişi ziyaret etti...muhteşemdi... Fuarın daha iyi güzel ve kaliteli olması için ziyaret etmek gerekiyor dostlar... Paraları biriktirin... :))Ben biriktirdim... ;) Kârlı alışverişte yaptım... Aldıkları mı okudum. Ve bana internetten bakabilirsin biz daha hesaplı veriyoruz dediler... Gerçekten çok iyi tabi yazarlarla tanışmak cabası :)))) 9-14 MAYIS TARİHLERİ ARASI Yer :Gaziantep Üniversitesi MAVERA KÜLTÜR MERKEZİ tuyap.com.tr/gaziantep
9/10
·245 syf.··
2017 20. kitabı
Hayat doluydu Nazmiye Güçlü. Çok da güzeldi. 1981 kışıydı. Kar yağmıştı Ayazağa İTÜ kampüsünde. Sallana sallana asfaltta giderken Nazmiye’yi gördüm. Kestirmeden olsun diye alt kapıdan girmiş, yetinmemiş, daha da kestirme olsun diye çamların arasındaki yamaçtan iniyordu gördüğümde. O beni görmedi ama. Kaydı. Düştü sonra. Kalktı zar zor. Ayağının biri zayıftı. Zayıf ve kısaydı küçükken geçirdiği çocuk felcinden dolayı. Kalktı ya hani zar zor, etrafına baktı. Yine görmedi beni. Başladı gülmeye. Ne gülme ama. Gören çıldırdığını sanır. Yanına vardım. Ne o kız, düştün mü, dedim. Gördün mü, diye sordu. He ya, dedim, gözüm kör olsun gördüm. Beraberce dakikalarca güldük. Ben, dedi, düşene gülerim aga. Kendim de olsam. Valla, dedim, düşenin dostu olmaz dendiğini var duymuşluğum, ama düşene gülün dendiğini duymadım. Kocası Samet benim de 1 yıl okuduğum İİTİA-Gazetecilik ve Halkla İlişkiler bölümünde okuyordu. Diyarbakırlıydı. Kürttü. Herkes gibi gurur duyardı milliyetinden. O bana kekom der, ben ona ağzını yidiğimin, derdim. (Kayseriliyim ya ondan) Nereden icap etti kocası di mi? Doğru. Çehov'un duvarda asılı tüfeği geldi aklınıza değil mi? Haklısınız. Tüfekten söz ederseniz eğer, mutlaka patlamalı o tüfek. Onlar evliydi. Erken evlilik işte. Sonra da boşandılar gerçi. Biz arada onlara kalmaya giderdik sevgilimle. Arada bir. Her gitmemizde vefasızlıkla suçlardı Nazmiye. Samet ise, bırak içlerinden geldiği gibi davransın insanlar, derdi. Dostlukları sorgulama her daim. Akıllı adam. Oldu mu şimdi, patlattım mı Çehov'un tüfengini :))))). Yıllar geçti. Büyüdük. Çok büyüdük. Kocaman, eşşek kadar adamlar olduk. Samet şimdilerde Müge ve Semih’in sahibi olduğu Metis yayınevinin de baş muhasebecisi. Daha birçok ünlü yerin de muhasebecisidir yetenekli adam. Aklıma hiç gelmedi
Araba Aldım Kadın OldumNazmiye Güçlü · Nok Kitap Yayıncılık · 200410 okunma
Dokuz Taş - Bizim Köy - Geçip Giden Çocukluğum .
Siz dokuz taş oynamayı bilir misiniz? Biraz anlatayım isterseniz. İki kişi arasında oynanan oyun bir levhaya iç içe çizilen üç karenin kenar ortalarından birbirine düz bağlanarak oluşturulan çizim üzerinde, dokuzar taşla oynanan bir zeka oyunudur. Geçen gün kızıma oyuncak alırken gördüm modern halini, dijital levha üzerinde renkler yaldır yaldır, taşlar mıknatıslı, vay anasını.. dedim bir tuhaf oldum. Benim çocukluğumda bu oyunu oynamak için bir tahta üzerine şeklini çizerdik, tahta kaybolurdu onun için evde kullanılan bir eşya olan sekmen ( tahta bir tabure) üzerine çiviyle çizer sonra çizikler belli olsun diye kömürle cizgilerin üstünden geçerdik. Taş yerine büyük fasulye tanelerini ikiye ayırırdık her oyuncuya renklerine göre yeteri kadar “dane” verilir oyun başlardı. Elektrik yok, ev ahalisini televizyon esir etmemiş daha, biz altı kardeş köy işleri bitince akşam yemeğinden sonra gaz lambası altında ya da tasarruf olsun diye ocak başında toplanırdık ya, bir de komşu çocukları gelirdi, her akşam başka şenlik. Uyanık oyuncular fasulye tanesini koyarken serçe parmağıyla diğer taşı oynatır istediği yere getirirdi, biz saflar şaşardık bu işe. Taşın yerini yanlış hatırladığımızı düşünürdük, bazen de bu küçük hamleyi yemez itiraz ederdik. O zamanlar küsmeyi kim biliyor itirazlar gülüşmeler okkalı bir fırça yiyene kadar devam ederdi. Sonraları anne terliği meşhur oldu ya o zamanlar köy yerinde kimse bilmezdi terlik. Bizde “elulağı” denir, annenin elinde baston benzeri bir çubuk bazı işlerini onunla yapar elini kirletmez. Elulağı yakınında olduğundan biz de susmuyorsak savururdu üzerimize artık kime kısmetse sopasını yer gülüşmeler artardı.Sopa yiyen kendi çocuğu komşunun çocuğu diye kimse bakmaz ayrım yapmazdı. Büyükler kızıyor görünüyor ya onlar da bizim çoşkumuzdan
Televizyon