-Tamamen spoiler içerir.-
Kitabın içeriğiyle ilgili bir şeyler demeden önce, eğer bir yerde daha "Kelimeler rüzgârdır." cümlesini görürsem kusacağım, birbirinden bağımsız karakterlerin iç sesleri nasıl aynı cümleyi sürekli tekrar edebilir, şaşkınım doğrusu. Bir puanı sırf bu yüzden kırmayı düşünsem bile George amcanın muhteşem kalemine saygısızlık etmek istemedim.
Kitap genel olarak adının da anımsatacağı gibi, Targaryen soyunun son iki üyesi üstüne kuruluydu. Dört kitap boyunca yaşadığına dair bir cümleyle bile ipucu verilmemiş olan Aegon Targaryen'ın ortaya çıkışı şok etkisi yaratmadı desem yalan olur. Her ne kadar kadim geçmişinden dolayı Targaryen hanedanını desteklesem bile, Aegon'ın kibirli ve sabırsız tavırları hoşuma gitmedi, ayrıca Daenerys ile buluşmadan Batıdiyar'a yola çıkmalarını büsbütün saçmalık olarak görüyorum.
Ayrıca Daenerys'in Meereen'in asırlardır sürdürdüğü kültürü bir anda değiştirmeye çalışıp şehri bir süreden sonra iyice kaos ortamına sokması da bir bu kadar saçmaydı. Koskoca Targaryen soyundan (birinden henüz haberimizin olduğu!) 2 kişinin kalması yeterince sinirlendirirken, *Aegon'dan habersiz* Daenerys'in babasından kalma taht hakkını almaya gidebileceği yerde Meereen'i sahiplenmesi büsbütün çıldırttı.
Targaryen'lardan bu kadar yakındıktan sonra, Jon'a gelmek istiyorum.
Yabanıllar hakkında aldığı kararları sonuna kadar desteklemiş olsam bile, aldığı kararların (kendince) doğruluğunu kardeşlerine doğru dürüst anlatmaması üstüne, Bolton Piçi'nden gelen, yazdıklarının ne kadarının doğru olduğu belirsiz mektup yüzünden yeminini bozacağını tüm salona duyurması kardeşlerinin ihanetiyle sonuçlandı. Her ne kadar Jon'u sevsem de, sonunu kendinin hazırladığını düşünüyorum.
Kitabın ikinci kısım genel olarak hareketli geçtiği için ilk kısmın