Kabuslar böyledir, ayağınız yere değdiğinde yarı yarıya kaybolur. Duştan çıkıp havluya sarıldığınızda dörtte üçleri kaybolmuştur ve kahvaltınızı bitirirken hepsi unutulup gider. Unutulup giderler ama... bir sonraki sefere, kendinizi yeniden bir kâbusun kucağında bulana dek. O zaman, bütün korkular geri gelir.
Babasının, oturma odası, annesininse salon dediği yerden, piyanonun sesi gelmeye devam ediyordu. Başka bir dünyadan, çok uzaklardan gelen bir müzik gibiydi. Boğulmak üzere olan yorgun birinin, hayatta kalma mücadelesi verirken, kumsala toplanmış eğlenen bir kalabalığın gürültülerini dinlemesi gibi...