“Olgunlaşmamış insanın özelliği, bir dava uğruna soylu bir biçimde ölmek istemesidir, olgun insanın özelliği ise bir dava uğruna gösterişsiz bir biçimde yaşamak istemesidir.”
Onunla fazlasıyla uğraşmıştım; ruhumu öylesine etkilemişti ki kararsızlık içinde kalarak kaçıp kurtulmasını, önüne geçilmeyen bir ırmak gibi özgürlüğünü korumasını arzu ediyordum. Korunması gereken seyrek ve olağandışı bir imkandı o. Bir an için böyle düşünüyor, sonra da pişmanlık duyuyordum. Zayıf bir anımda hayatıma karışmış, kısa süreli fakat gerçek ihanetimin nedeni ve tanığı olmuştu. Bunun için onun katil olmasını istiyordum, böylelikle her şey kolaylaşmış olacaktı. Cinayet, isyandan daha az tehlikelidir. Bir hüküm verilmesine ve tiksinti duyulmasına sebep olan cinayet, yeni bir hamle yapmak şevkini vermez insana.
Daha önce hiç böyle düşünmemiştim. İnsan yattığı yerden kalkıp silkinince, her şey değişiveriyor. Oysa ben, özellikle yattığım yerden kalkmayı ve görüş açımı değiştirmeyi istememiştim. Çünkü böyle olunca, eski halimi yitirdiğim gibi, ne olacağımı da kimsenin kestiremeyeceğini biliyordum. Davranışlarımı önceden sezip ayarlayamadığım yeni, yabancı bir insan olurum belki. Doğarken güçsüz, büyüyünce de korkunç olan bir canavar gibidir memnuniyetsizlik.
Onun, gerekince kaba davranabilme özelliğini henüz dün kararlılıkla adlandırabildim, bugün ise ona imreniyorum. Değişen o değil ben oldum, ama benimle birlikte de her şey değişti.
Hala karanlığın etkisi altında bulunan kırmızımtırak yarı aydınlığın başladığı, bütün renklerin daha canlı ve arada sırada duyulan hışırtıların daha güçlü olduğu berrak sabah vaktiydi. Ama ben uyuyup dertlerini hafifletemediğim dünü, bugüne bağladığım için, bu yorulmamış sabah sevincini duyamıyordum.