Uzun zamandır okurken bu kadar iyi hissettiğim bir kitap olmamıştı..o kadar tanıdık hislerle okudum ki romanı o kitabevinde ben de vardım sanki. Roman Youngjo adlı bir kadının tükenmişlik sendromuna yakalayıp hayatını tamamen değiştirmesiyle başlıyor. Hayallerinin peşinden gidip mutlu olacağını düşünen ve hayatın aslında hiç de öyle bir yer olmadığını deneyimleyen, yer yer ağlatan, içimi ısıtan bolca empati yaptıran bir kitap oldu benim için. Hepimiz hayal ettiğimiz, uğruna hayatımızı feda ettiğimiz şeylerin sonucunda mutlu olmak, pişmanlık duymamak isteriz fakat hayaller her zaman mutluluğa götürür mü bizi? Hayal ettiğimizi yaşamak mı bizi mutlu eder yoksa keyifli yaşamak mı? Romandaki karakterler ve ben aynı fikirdeyiz sanırım ve hayatı keyifle yaşamak hayallerimizden çok daha önemli. Kendimi zaman zaman başarısız, boş biri gibi hissetsem de aslında böyle olmadığını her yeni günde başettiğim bir sürü şeyle hayatıma devam ediyor olmanın benim için başarı kelimesinden çok daha önemli olduğunu artık anlıyorum. Yine düşecek yine kalkacak ve yine düşeceğim bu sefer tekrar kalkacak yine kendim için bir şeyler yapmaya devam edeceğim.. bunu bilmek bile benim için yeterli. İyi ki okumuşum seni..