Hz. Peygamber, her Müslüman için anadan yârdan azizdir. Rabbimizin buyurduğu gibi "Peygamber müminler için canlarından azizdir. Eşleri müminlerin anneleridir."
Süryani kaynaklara göre; gençlerin bulunduğu şehirde Hıristiyanlığın yayıldığını haber alan İmparator, dinlerinden vazgeçmeleri için halka baskı uygular ve Roma tanrılarına kurban sunmalarını emreder. Halkın büyük çoğunluğu derhal bu emri yerine getirirken küçük bir grup işkence görme pahasına da olsa bu emre boyun eğmez. Bu sırada İmparatora, saraydaki bir grup gencin de Hıristiyan olduğu bilgisi verilir. İmparator, gençlerden derhal dinlerinden irtidat etmelerini ister ve onlara kısa bir mühlet verir. Bunun üzerine gençler şehri terk ederek bir dağa çıkar ve bir mağarada gizlenirler. Yolda karşılaştıkları bir çoban köpeği de ardı sıra onlarla beraber mağaraya kadar gelir. Gençler aranır, fakat bulunamaz. Gençlerin aileleri bulunur; tehdit edilir. Ancak bir netice alınamaz. Saklandıklan mağaranın önü kaya parçalarıyla kapalı olduğu için içeriye girmek de mümkün olmaz. Gençler mağarada 300 yıl kalır. Bu sürede büyük değişim-dönüşümler yaşanır. Devletin resmi dini Hıristiyanlık olur. İmparatorlarının ölümü üzerine "öldükten sonra dirilme, haşir" konusunda büyük bir tartışma çıkar. Papa ve İmparator, haşri inkar eder. Tartışmaların yaşandığı sırada bir çobanın, koyunlarına yer yapmak için mağaranın girişinden taş alması üzerine gençler asırlık uykularından uyanır. Gençlerden biri yiyecek almak için şehre iner ve üzerinde üç asır önceki imparatorun resmi bulunan para ile alışveriş yapmak isterken mesele anlaşılır. İmparator ve halk mağaraya vardıklarında gençlerden biri "öldükten sonra dirilmenin hak olduğunu bildirmek için Allah'ın, kendilerini uyutup uyandırdığını" söyler ve gençler tekrar ölüm uykusuna yatar. Bunun üzerine İmparator, mağaranın yerine bir mabet inşa eder.
Müşrikler, Ehl-i Kitaba başvurarak, onların bildiklerinden Hz. Peygamber'i, İslam'ı, Müslümanları zor durumda bırakacak bazı sualler bulmalarını istemişti. Bu talep üzerine Yahudiler, Müşriklere, şu üç soruyu yöneltin; bilirse bilin ki o, Allah'ın peygamberidir, bilemezse yalancı peygamberdir, dediler. Yahudilerin üç sorusu şunlardı:
1. Dinlerinden dolayı bir mağaraya sığınan inanmış gençlerin (Ashab-ı Kehf)hikayesini sorun.
2. Yeryüzünün doğusuna da batısına da hakim olan salih adamın (Zülkarneyn) kıssasını sorun.
3. Ruh nedir, diye sorun.
Müşrikler büyük bir heyecanla Hz. Peygamber'in yanına vardı ve Resulullah'a söz konusu sualleri yönelttiler. Bunun üzerine Allah Resulü, her an vahiy geldiğini de hesaba katarak "Yarın gelin, sorularınıza cevap vereyim." dedi. Ancak "İnşallah" demeyi unuttu. Ne var ki yarın oldu; ancak vahiy gelmedi. Hatta birkaç gün geçtiği halde yine vahiy gelmedi. Bir müddet sonra hem vahyin, Resul'ün emrinde olmadığını hatırlatan "Hiçbir şey hakkında sakın 'Yarın şunu yapacağım.' deme! Ancak 'Allah dilerse yapacağım.' de. Unuttuğun zaman Rabbini an ve 'Umarım Rabbim beni, bundan daha doğru olana ulaştırır.' de." ayetlerini hem de Müşriklerin üç sorusunun cevabını ihtiva eden Kehf suresi nazil oldu.
Ashab-ı Kehf kıssası, inançlarına yapılan baskıya dayanamayıp içinde yaşadığı toplumu terk eden bir avuç gencin kıssasıdır. Ashab-ı Kehf kıssası, inançları ve değerleri uğruna bir mağaraya değil aslında Allah'a sığınan gençlerin kıssasıdır. Ashab-ı Kehf kıssası, Allah'ın kıyamet sabahına kadar insanlık için her birini bir ibret ve ayet kıldığı gençlerin kıssasıdır. Ashab-ı Kehf kıssası, "bir varmış, bir yokmuş" edasıyla bir vakanüvis hikayesi değildir; ebedî bir hakikate muciz bir şekilde işaret eden gerçek bir kıssadır. Ashab-ı Kehf kıssası, Allah'ın öldükten sonra dirilişin hak olduğunu göstermek için üç asır uyutup tekrar uyandırdığı genç müminlerin kıssasıdır. Ashab-ı Kehf kıssası, bir mitoloji veyahut bir efsane değildir; hiçbir hurafe içermeyen, sadece hakikatleri mündemiç bir kıssadır. Ashab-ı Kehf kıssası, "Kur'an'ın kıssa sanatı" diyebileceğimiz veciz üslubunun en güzel misali olan bir kıssadır.