Bir Esra Kahya kitabının daha sonuna geldim. Hiç bitsin istemedim, hüzünlü bir veda oldu.
Yazarın o kendine has dilini çok seviyorum, öyle kelimeler kullanıyor ki sen ben bizim kız, kendi aramızda konuşuyoruz sanki. Çok bizden ama sıradan değil.
"Ben dün gece kendi isteğimle öldüm. Otuz beş yıl süren bir kâbustan uyanmak için bunu yapmak zorundaydım ve yaptım."
Bile isteye ölüme giden genç bir kadın. O zamana kadar neler çektin neler gördün.
Acibe canım benim, kitap boyunca sarıp sarmalak geldi içimden seni, annenin dokunmadığı saçlarını taramak, elinden tutup okula götürmek. Seni örseleyenlerin önüne geçip "yapmayın"demek." Onun kambur olduğuna bakmayın hepinizden yürekli, cesur, sevilmeyi hak ediyor." Senin görünmezliğini görünür kılmak isterdim. Vardın ama yok hükmündeydin annen karşısında. Ezildin, çok üzüldün. Ama öyle bir tokat attın ki neye uğradığını şaşırdı Müsemma Hanım.
Nazenin, sarhoş bir baba, güzel ama acımasız, sevgisiz bir annenin evinden çekip gitti. Annenin duyarsızlığı, babanın kırık kırpık yaşamından uzaklaştı, kendine yeni bir hayatın kapılarını araladı.
Müsemma, uğruna şiirler yazılacak güzeller güzeli bir kadın. Kocasını sevmez, çocuklarını iter kakar. O kendini bir de Turgut'u sevdi. Ondan bir de kambur çocuk yaptı, adam kayıp. Müsemma çok bekledi sevdiği adamı pencere önünde. Umudunu hiç yitirmedi.
Meskur, şair hep ünlü olmayı bekledi. Sevdiği kadınla evlenemedi, ondan olan çocuğunu saklamak zorunda kaldı. Müsemma onu sevmedi, aynı evde kendine hasret bıraktı. Adam kederinden hep içti çok içti.
Dört kişilik bir aile ve yaşadıklarını okuduk. Aile olmak bu mudur, sırlarla dolu bir yaşam, ihanet, sevgisizlik, yalan dolan?
Okuyunuz efendim pişman olmayacaksınız.
Kitapla kalın sevgili arkadaşlar.