Stefan Zweig’in çoğu kitabını okudum ve her kitabının şüphesiz üzerimde farklı bir tesiri vardı. Az önce de bir kitabını bitirdim. Hoş bitirdim demek ne haddimeyse… Ama etkisinden daha çıkamamışken hakkında bir şeyler yazmak istedim.
Clarissa… Stefan Zweig’in yarım bıraktığı, bırakmak zorunda kaldığı kitabı! İntihar etmeden önce yazdığı, fikirlerinin intihara ne denli yaklaştığını anladığımız o metin..
Şuna eminim ki, eğer yazar bu kitabı tamamlayabilseydi son okumasını yapıp gözden geçirebilseydi, Clarissa en büyük savaş karşıtı roman olabilirdi. Fakat bu haliyle bile bir davanın özeti gibi.
Kitaba başlar başlamaz, Zweig’in o bilinen psikolojik tahlilleri ile karşılaşıyoruz. Açıkçası ben bu cümleleri okumayı, etrafımdaki insanlarla karşılaştırmayı çok seviyorum. İşte o zaman yalnızca bir kurguyu değil hayatın kendisini okuyormuş gibi hissediyorum.
Clarissa’nın o vakur çocukluğunun, hayatının geri kalanına nasıl sirayet ettiğini; karşılaştığı kişilerin, ona nasıl yön verdiğini ve hepsinin ötesinde; savaş gerçeğinin, bir balyoz gibi ruhuna nasıl indiğini görebiliyoruz. Savaş gerçeğinin, milyonlarca insanın ruhuna inmiş bir balyoz olduğunu hissedebiliyoruz…
"Ayrıca savaş boyunca insanlık dememek gerekir, savaş insanlığa yakışmıyor."
En başta dedim ya kitap maalesef yarım kalmış. İlk 100 sayfada okuduğumuz oturaklı cümleler, kalan sayfalarda telaşa kapılmış gibi üst üste yığılmışlar. Buna rağmen savaş ile ilgili olan kısımlar, tam anlamıyla yazarın fikrini anlamamız için yetiyor hatta artıyor bile.
Zweig sevenler çoktan bu kitabı okumuştur bence ama hala okumadıysanız listenizde Clarissa’ya da yer açarsınız diye umuyorum..
Ve yavaş yavaş sona yaklaşırken bu yarım kalmış kitaptan yarım bir cümle eklemek istiyorum;
'' çünkü en içten hisler karşısındakine