İlk sayfalarda hayattan tat alamayan ,artık insanlardan uzaklaşmak ; kaçmak ve kurtulmak isteyen ama yinede huzura eremeyeceğini düşünen biriyle karşılaşıyoruz. Kişi tüm bunları yaşarken ,öylesine bir kitap satın alır ama adına bile bakmaz .Kitapçıya girdiği için ayıp olmasın diye alır kitabı. Kitabın varlığını da sonra hatırlayıp eline alır kitabı ve şu cümle onu etkiler aslında "belki de bu kitap yalnızca senin için yazılmıştır." okumaya devam eder böylelikle.
Kitabın ismindeki "ene" ben demek Arapça. Aziz Mahmud Hüdayi 'yi anlatıyor ama yazar kendisi veya başka birisi değil de nefsi konuşturuyor. Nefs yani benlik . İçimizdeki ben. İlk olarak kendini tanıyor.Kendiyle konuşuyor gibi. Kendini kendine anlatıyor gibi. En beğendiğim bölümler nefsin konuştuğu bölümler aslında.Diğer yandan kitabı okuyan kişinin bütün bu olanları ,okudukların sorguladığı kısımlarda aslında bende öyle düşünmeme rağmen sıkıldım açıkçası .
Genel olarak kitap bizi bir yolculuğa çıkarıyor ilk olarak bizi 16. yüzyılda yaşayan ve kadılık yapan Aziz Mahmud Hüdayi'ye götürüyor. Nefsin 7 mertebesinden bahsediliyor kitapta ve bu mertebeleri kapı gibi düşünebiliriz her birinden geçerken nefsiyle verdiği mücadelesini anlatıyor ama nefs anlatıyor bize.Şeyhi Üftade'nin rehberliğinde tabii.
Kadılığı bırakıp her gün gezip dolaştığı ama nüfuz sahibi olarak çarşıda ciğer satmakla başlıyor mücadelesi. Kadı olduğu için haliyle bütün insanlar tanıyor onu o civarda ve adı deliye kadar çıkıyor.
İlk zamanlar çok zorlanıyor tövbelerinden dahi tövbe ediyor ama bir türlü nefsini susturamıyor. Bırakıp gitmek, kaçmak istiyor, "burada ne işim var "diye düşünüyor .En sonunda "sus ey nefsim "diye bağırıyor. Daha sonra nefsini yok saymaya başladı, nefsi onu değiştiremiyordu da o nefsini değiştiriyordu artık. Hatta bazı