“Bir karakterin değil, bir iç hesaplaşmanın kitabını okudum…”
Dostoyevski’nin Kumarbaz’ı, klasik anlamda bir kurgu değil.
Olaylar başlar, yön değiştirir, insanlar kaybolur… ama merkezde hep aynı şey kalır:
İnsan ruhunun tutkuyla savaşı.
Alexey mi kumarbazdı?
Büyükannesi mi?
Yoksa hepimiz mi bir şeylerin peşinde takıntılı, kaybetmeye hazırız?
Kitabı okurken öyle çok şey belirsizdi ki…
Polina silik, Astley mesafeli, ilişkiler ise bulanık.
Ama belki de yazarın amacı buydu:
Ne paranın, ne aşkın, ne de insanın net bir cevabı yoktu zaten.
Dostoyevski kitabı birkaç haftada yazmış. Hissediliyor.
Dağınık ama çırılçıplak.
Hikâye değil, bir ruh hâli anlatıyor.
Kumarbaz’ı okuyunca kafamda değil, kalbimde yorgunluk hissettim.
Sanki bir oyunu izler gibi değil, onun içinde savrulur gibiydim.
Bazı kitaplar kazanmak için değil, kendini kaybetmek içindir.