Kendimi, bu incelemeyi yapacak yetkinlikte görmesem de kitabın bende bıraktığı etkiye dayanarak bunu kendime bir vazife sayıyorum.
Kitabın bilinen özellikleriyle başlamak istiyorum. 70li yıllarda, ilk yayımlandığı zamanlarda toplumculuk akımının popüler olmasından dolayı yeterli ilgiyi görememiş romanımız. Hatta bireyselci olduğu için birçok çevre tarafından olumsuz eleştiriler almış Oğuzcum Atay. Ölümünden sonra geç kalınmış bir ilgiyi görmüş (aynı, romanda Selim’in gördüğü ilgi gibi). Gerek kullandığı bilinç akışı tekniği, gerek Selim’in yazdığı Şarkılar’ın çoğu kısmının hece ölçüsüyle ve kafiyeyle yazılmış olması, yazarın 80-90 sayfalık bir kısımda noktalama işareti kullanmamış olması bu canım eserin diğer dillere tercümesini zorlaştıran etkenlerden. Sevin Seydi (evet, Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar’ı ithaf ettiği Sevin); Atay bu romanı yazarken eş zamanlı olarak, Atay’a danışarak İngilizce’ye çevirmiş aslında ancak bu çevirinin yayımlanması hakkında bir bilgim yok ne yazık ki. Kitabın ilk baskısında Sevin yapıyor kapak resmini. Tutunamayanlar’da Selim’in Günseli’yi severken yaptığı resimlerin arkasına yazdığı kısaltmayı kullanan da Sevin ayrıca: “sszyr”.
Belirtmek istediğim minik detayları da belirttikten sonra gelelim ana konumuza. Roman Turgut Özben’in arkadaşı Selim Işık’ın intiharı ile başlıyor. “Sonunu merak etmeden okuyun bu kitabı” diyor sanki yazarımız, eserde de yazdığı gibi : “Hayatımın, başı ve sonu belliydi; hiç olmazsa ortasını kaçırmamalıydım.” Roman boyunca Turgut, Selim’in intiharının nedenini araştırıyor, Selim’in neden hayata tutunamadığını. Bazı yerlerde kitabı okumak güçleşiyor; -anlamak için çok cahil olduğumu düşündürtmüştü bana- belki de bu, neden kitabın ülkemizin en çok yarım bırakılanı olduğunu gösteriyor. Aynı zamanda eşsiz duygular sunuyor