Tabiat! Güzel'in galerisi! Uzun kuyruklar oluşmalıydı. İn cin top oynuyor duvarsız bahçede. Yerdeki yapraklar ağaçlarına geri dönmek istiyor. Gökteki bulutlar ırmaklarına. Duyurulmamış mı sergi? Afişler nerede? Nerede spikerlerin kâğıtları? Gerçeküstü resimlerle dolarken kataloglar, hakikatin tabloları nerede? Eserler kendi aralarında fısıldaşıyor. Kendi aralarında övüyorlar Güzel'i. Her şey Güzel'i anıyor, ne güzel! Fakat "Güzel" görünmüyor ne tuhaf! Yalnız "Güzel" görünüyor her yerde, ne görkemli! Ancak metruk gözlere tahtalar çakılmış, ne acı! Mesruk gözler yuvarlanıyor koridorlarda, ne garip! Sen, ey imza arayan bir tablodan diğerine soluk soluğa! "Bunda da yok, bunda da!" diye çığlıklar atan. Sen ey imza arayan! Pencerene çakılan tahtaları sök. İmzadan başka bir şey olmadığını göreceksin sergide.
Serginin süresini kimse bilmiyor. Her an kaldırılabilir. Budalaca bekliyor insan. Ölene kadar sürecek sergi. Bir vakit bulup gidecek nasıl olsa. Mahrum kalmayacak güzellikten. Kasasına kilitlediği altınları kadar emin tabiat müzesinde kaybolmayacağından. Hafızası güçlü, şifreyi hatırlayabilir istediği anda. O ana kadar çirkinden vazgeçmeyebilir. Üstelik güzel adını verebilir ona. Hoşgörülüdür hakikat. Ona olan borcunu erteleyebilir sürekli. Dudaklarını nasıl kullanacağına kendi karar verecek elbette. "Allah'ın emrettiği şey güzel, yasakladığı şey çirkin," diyen sûfiye gülebilir. Dudak bükebilir, "Sevgili olan güzeldir," diyen Tolstoy'a. Serginin süresini kimse bilmiyor. Saatin sırrı var sırdaşı yok. Tam yola çıkmışken kaldırılabilir. Tabelalar yer değiştirebilir. İndirilebilir kepenkler. Dolar birden yönlerin son kullanma tarihi. Serginin kapısı çalınırken telaşla, güneş doğabilir batıdan..
Serginin süresini kimse bilmiyor. Her an kaldırılabilir. Budalaca bekliyor