İnsan, kara evlerin üzerindeki yırtık pırtık bulutların gün batımındaki renklerini, ya da gergin burun delikleriyle neredeyse sarhoş olana dek taçyapraklardan kendisini alamayarak sonsuza dek içine çektiği çiçeğin kokusunu, sahip olduğu şeylerin arasına nasıl katamazsa, öyle.
O korkunç, pastel mavi sabahlarda, ayakkabımın topukları şehrin ıssızlığını takırdayarak katederken, yerkürenin hareketini apaçık algılamaya başladığı için çıldıran birini hayal ederdim