selamımı al sevgili,
bana kapıyı aç artık!
kalbinin konuğuyum,
dualarından türeyen.
tamamlayamadığın hikayelerde
kaçtığın yazgıyım ben.
el değmemiş hayatımdır;
sonbahar yaprağı gibi
ayaklarının dibine düşen.
kime sakladın gözlerini,
ecel yerine geçen...
bir dakikalığına arala dudaklarını,
selamımı al sevgili,
bana kapıyı aç artık!
Yıldırım Kerem Çambel
Andolsun kirpiklerine
Ve nokta-i süveyda’ya
Ve yanağının solundaki ben’e…
Gözlerinin bereketinden bahsediyorum Ashab-ı Kehf’e.
Ay’ın yarılışına tanık olan ellerini anlatmak istiyorum insanlığa,
Eşiğinde titreyen bedenimi götür sonsuzluğa.
Hangi ayetten besleniyor ki gülüşün;
kendimden geçiyorum nazarına hedef olunca.
Bırak yarınların benim kaderim olsun
Bırak gölgene melekler salıncak kursun
Bırak iffetinin ışığı odama vursun
Çeyizinden Peygamber nasihatlerini çıkarıp,
Açlığın sırlarını konuşalım seher vakitlerinde.
İnsanlar mal biriktirsin boşver; biz amel biriktirelim.
Bugün bir tarafa ayrılın denildiğinde
Arş’ın altına koşalım ikimiz el ele
Adın adıma vurulmuş kutlu bir mühür
Kalbim seninleyken mutlu ve hür
Sesinde kaybolan baharımı buluyorum
Sendendir üzerimdeki rahmet, biliyorum.
Annenin bebeğinden kaçacağı yerde
Senin gülüşün olacak azabıma perde
Sen yüzünü düşürünce
Bulutlar tutuşuyor ruhumun göklerinde
Gel ki ağlamasın artık He’ye sevdalı Nûn
Beni görünce haline şükrediyor Mecnun
Hadi gel su yüzlüm, içimdeki çığlıkları sustur.
Bilmez misin yalnızlık bir tek Allah’a mahsustur.
Yıldırım Kerem Çambel
Ekmeğin bayatlamadığı mevsimlerdi
Zekaya ihtiyacım yoktu annemin sırtındayken
Hayallerim, on sekiz bin alemi huşû ile dolanırdı Ruhumun çiçekleri annemin gözyaşlarıyla sulanırdı.
Allah her gece benimle konuşurdu
O konuşunca hücrelerim tutuşurdu
Kedimi koynuma alırdım uyurken
Henüz çocuktum; izinliydi Kiramen
Pencereme vuran Ay'ı annem doğurdu sanırdım
Yeryüzünde yalnızca Allah'ı ve annemi tanırdım
Bağlandığım ip tavan arasında çürüdü.
Annemin beni doğurduğu yaşı geçtim.
Sevmedi hiç kimse beni annem gibi,
İşte ben bu yüzden yalnızlığı seçtim.
Yıldırım Kerem Çambel