Ve sonunda geldi aşk bir tesettür gibi
Ruhunu çırılçıplak göstermekten daha erdemli
Sen ey yolumu aydınlatan kandilim
Sevmeyecek misin daha beni?
Tebessüm ettiğin o anlar
En günahsız geçen dakikalar…
Tenime ılıklığı düşmeyecek mi teninin?
Yolu kalbimden geçmeyecek mi evinin?
Bu aşk bir kelebek gibi kirpiklerine konsun
Dudakların dudaklarımdayken zaman donsun
Yıldırım Kerem Çambel
gözleri sürmeli bir kadın
birbirine karışmayan denizler gibi
yan yanayız ama yasak
seraba koşan bir susuz gibi izliyorum onu
karşılıksız aşklar üretiyor kâküllerinde.
yürüdüğünde titriyor sokak lambaları
yalnızlığı sürüklüyor eteğinin ucunda.
melankolik bir âyine başlıyor çatı katında
kimsede denenmemiş acılar,
kaderine terk edilmiş tutkular,
secdeye kapanıyor yatağında.
iyi ki varsın diyeni yokmuş gibi ağlıyor
en son aldığı çiçek kurumuş masasında
göze çarpan aksesuarlar:
yerden göğe kadar uzanan bir yorgunluk
saçlarına konaklayan bir mutsuzluk
ve çöllerden daha vahşi bir uykusuzluk.
birkaç yıldız indirebilsem gökten
ve onları bu şiirin içine koyabilsem
her kelimeyi ayrı ayrı tütsüleyip
bir melekle kapısına gönderebilsem…
onunla karşılaştığım günden beri
her gece hayal mesaisindeyim
bir bilsem aradığı nedir dünyada
nedir en duymak istediği cümle
aşkın genetiğiyle oynardık göz göze
rahat ederdi bilinçaltımızdaki ihtiras
avuçlarımızda filizlenirdi yasak meyve
Yıldırım Kerem Çambel
🍁-ilk kez varlığımı aşan bir kadın gördüm
o da başka bir gözle baktı yaşamıma
hiçbir şey kurtaramadım aşktan kendi payıma.
incecikten büyüyen bir tohumun
patlamadan önceki şehvetini sezmeliymiş insan
zira, pişmanlıkmış her başlangıçtan geriye kalan.
susma, ey içimdeki alıngan tomurcuk
ölüme giden yol onun gözlerinden geçiyor.
umulması yasak olan ürkek bir çiçekmiş O.
bir vesveseymiş kalbimi bıktıran.
sürekli devam eden bir sıradanlık içinde,
eski bir hikayeyi başa sarmak istemiyorum artık.
kendiliğinden olmayan şey, aşk bile olsa 'yüktür.'🍁
Yıldırım Kerem Çambel
selamımı al sevgili,
bana kapıyı aç artık!
kalbinin konuğuyum,
dualarından türeyen.
tamamlayamadığın hikayelerde
kaçtığın yazgıyım ben.
el değmemiş hayatımdır;
sonbahar yaprağı gibi
ayaklarının dibine düşen.
kime sakladın gözlerini,
ecel yerine geçen...
bir dakikalığına arala dudaklarını,
selamımı al sevgili,
bana kapıyı aç artık!
Yıldırım Kerem Çambel
Andolsun kirpiklerine
Ve nokta-i süveyda’ya
Ve yanağının solundaki ben’e…
Gözlerinin bereketinden bahsediyorum Ashab-ı Kehf’e.
Ay’ın yarılışına tanık olan ellerini anlatmak istiyorum insanlığa,
Eşiğinde titreyen bedenimi götür sonsuzluğa.
Hangi ayetten besleniyor ki gülüşün;
kendimden geçiyorum nazarına hedef olunca.
Bırak yarınların benim kaderim olsun
Bırak gölgene melekler salıncak kursun
Bırak iffetinin ışığı odama vursun
Çeyizinden Peygamber nasihatlerini çıkarıp,
Açlığın sırlarını konuşalım seher vakitlerinde.
İnsanlar mal biriktirsin boşver; biz amel biriktirelim.
Bugün bir tarafa ayrılın denildiğinde
Arş’ın altına koşalım ikimiz el ele
Adın adıma vurulmuş kutlu bir mühür
Kalbim seninleyken mutlu ve hür
Sesinde kaybolan baharımı buluyorum
Sendendir üzerimdeki rahmet, biliyorum.
Annenin bebeğinden kaçacağı yerde
Senin gülüşün olacak azabıma perde
Sen yüzünü düşürünce
Bulutlar tutuşuyor ruhumun göklerinde
Gel ki ağlamasın artık He’ye sevdalı Nûn
Beni görünce haline şükrediyor Mecnun
Hadi gel su yüzlüm, içimdeki çığlıkları sustur.
Bilmez misin yalnızlık bir tek Allah’a mahsustur.
Yıldırım Kerem Çambel