es

es
@essaksoyy
Klasik Türk şiiri ve Türkçe âşığı uzman Türkolog / x.com/essaksoy_
7/10
·160 syf.··
2026 57. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 26 Mayıs 2026 00:00
Romanı okumaya başladığımda hissettiğim ilk şey, II. Abdülhamid döneminin o meşhur, boğucu istibdat atmosferi oldu. Servetifünun neslinin o içine kapanık, marazi, hayal ile hakikat arasında sıkışıp kalmış "melankolik" yapısı bu eserin her satırına sinmiş durumda. Salon Köşelerinde, adından da anlaşılacağı üzere, toplumsal meydanlardan, sokaklardan ve halkın gerçeklerinden kaçıp lüks salonların korunaklı köşelerine sığınan bir aydın zümresini anlatır. Romanın merkezinde Şekip adlı bir Türk'ün, alafranga yaşam tarzının tam ortasında, İngiliz bir kadın olan Lydia’ya duyduğu marazi aşk yer alıyor. Ancak bence buradaki asıl mesele sadece bir aşk hikayesi değil, Tanzimat’tan beri yakamızı bırakmayan o köklü Şark-Garp çatışmasıdır. Şekip ile Lydia’nın marazi aşkı ekseninde şekillenen konu, aslında Batılılaşmayı sadece alafranga bir yaşam tarzı ve şekilcilikten ibaret sanarak kendi köklerine yabancılaşan aydın zümrenin toplumsal ve psikolojik çöküşünü, yani o dönemin "mavi hayaller - siyah hakikatler" trajedisini anlatır. Safveti Ziya'nın bu eseri, Servetifünun romanının Halit Ziya gölgesinde kalmış ama aslında realizm ve natüralizm akımlarının izlerini çok net taşıyan gizli bir başyapıttır. Safveti Ziya, Batılılaşma sancıları çeken Osmanlı aydınının trajikomik halini, çağdaşlarının aksine duru bir Türkçe ve keskin bir gözlem gücüyle edebiyatımıza miras bırakmıştır. Hem kısa hem akıcı bir kitap. Okunmasını tavsiye ederim.
Salon KöşelerindeSafveti Ziya · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20241,561 okunma
Reklam
7/10
·564 syf.··
2026 56. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 22 Mayıs 2026 10:55
Tam tamına 2 haftamı alan Salah Birsel'in bimisal eserinden bahsetmek istiyorum. Salah Birsel kanaatimce Türkçeyi en iyi kullanan sanatçılarımızdan. Öyle ki onun eserlerini okurken hayatınızda hiç duymadığınız birçok deyim ve söz öbeği öğrenebilirsiniz. Özellikle deyimleri kullanma konusundaki ustalığı takdire şayandır. Boğaziçi Şıngır Mıngır isimli eserinde, İstanbul Boğazı’nın sadece coğrafyasını değil; yalılarını, saraylarını, köşklerini ve bu mekânların içine sinmiş insan hikâyelerini soludum âdeta. Padişahlar, sadrazamlar, şehzadeler, şairler ve Boğaz müdavimleri kitabın başrollerini paylaşıyor. Eseri okurken Lale Devri eğlencelerinden yalı çapkınlıklarına, Kağıthane mesirelerinden edebiyatçıların şifa sahillerindeki buluşmalarına kadar geniş bir yelpazeyi âdeta bir sinema şeridi gibi izledim. Hatta bunca zaman neden okumamışım, hayıflanmasını yaşattı eser bana. Birsel, Boğaz'ın sadece taşını toprağını değil, sıradan insanın ve saray aristokrasisinin gündelik yaşam kültürünü de sunuyor. Her şeyden önce kelime hazinesine mest olduğum bir sanatçı Salah Birsel. Sıra dışı kelime hazinesi, mizahi ve iğneleyici tonu ve bunları sohbet havasında esere yedirmesi gerçekten büyük meziyettir. Salah Birsel'den öğrendiğim çok deyim oldu bu eseri okurken. Örneğin "pireyi deve yapmak" herkesçe bilinen bir deyimken kendisi bunu "sineği Anka kuşu yapmak" olarak tarif eder. "İçine kurt düşmek" deyimini "içine erik kurusu düşmek" olarak, "ölmek" eylemini ise "arka üstü yatmak", "ömür eteği kısalmak" olarak ifade eder. Salah'ın resmi tarihin unuttuğu "küçük detayları" ve gündelik yaşamın estetiğini kurtarması, edebiyat açısından oldukça değerlidir. Sayfalar arasında gezinirken adeta XX. yüzyılın Evliya Çelebisi ile yürüdüm. Bu esere bir eleştirim kronolojik dağınıklıktan ötürü olacak.
Boğaziçi Şıngır MıngırSalâh Birsel · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 1981262 okunma
6/10
·103 syf.··
2026 55. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 07 Mayıs 2026 20:44
İlk olarak 1965 yılında Ankara'da sahnelenen tiyatroyu geçen haftalarda izleme fırsatı bulmuştum. Şimdi ise Sabahattin Kudret'in bu eserini derinlemesine okumak istedim. Oyunun temel aksı, bir kadın ve bir erkeğin evlilik kararı alma sürecini konu edinir. Ancak bu süreç, romantik bir buluşmadan ziyade, iki tarafın birbirini tarttığı, açık aradığı ve adeta bir satranç müsabakasına dönüştürdüğü soğuk bir pazarlık masasıdır. Evlilik müessesesinin zamanla nasıl "menfaat ilişkisi" ne döndüğü de gözler önüne serilmiş. Aksal, evliliği aşk temelinden koparıp toplumsal bir "sözleşme" ve "çıkar çatışması" olarak ele alır. Toplumun en küçük birimi olan ailenin kuruluş aşamasını, ironik bir "şenlik" maskesi altında sorgular. Taraflar birbirlerine değil, aslında karşı tarafın kendilerine ne sunabileceğine odaklanmıştır. Oyundaki Garson karakteri, sadece siparişleri getiren bir figür değil; bu absürt pazarlığın hakemi ve toplumsal tanığıdır. Eser sade bir dille kaleme alınsa da olay örgüsünden ziyade durumun ön plana çıktığı bir eserdir. Haliyle oldukça durağan bir eser.
Kahvede Şenlik VarSabahattin Kudret Aksal · Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları · 197476 okunma
9/10
·399 syf.··
2026 54. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 07 Mayıs 2026 00:00
Cemil Meriç belki de en sevdiğim düşünce yazarıdır. Onu Bu Ülke ve Ümrandan Uygarlığa isimli başyapıtlarıyla tanımıştım yıllar önce. Ne zamandır okumak istediğim Jurnal'ini de an itibarıyla okumuş bulunmaktayım. Cemil Meriç kendini ne sağa ne sola ait hisseden bir mütefekkirimiz. Düşüncelerini, tavrını o kadar beğendiğim biri ki Cemil Meriç'le -Bu Ülke ile- 18 yaşımda tanışmayı bile geç kalmışlık olarak değerlendirmiştim. Cemil Meriç'in Jurnal'i yalnızca bir jurnal değil bir münevverin kendi iç dünyasında kurduğu devasa bir mahkemenin tutanağıdır. Eseri okurken onun o kendine has, tavizsiz ve bir o kadar da zarif üslubunun büyüsüne kapılmamak elde değil. "Kamus, namustur" düsturuyla ördüğü bu metinlerde, her kelimeyi titizlikle seçilmiş birer mücevher gibi işlemiş. Jurnal, Doğu ile Batı arasında sıkışmış Türk aydınına tutulan bir ayna olmanın ötesinde, yazarın ideolojilerin hapsinden kaçan hür tefekkürüyle şekillenen entelektüel bir otopsi niteliği taşıyan harikulade bir eser. Meriç'in fiziksel engeli ve anlaşılamama kaygısından beslenen o yoğun melankolik asaleti, kendi zaaflarına karşı gösterdiği acımasız dürüstlükle birleşince eser benim için sarsıcı bir itirafnameye dönüşüyor. Zira kendisi âmâ olsa da gönül gözü daima açıktı. Meriç'in toplumla olan kavgasını okurken aslında bu kavganın altında yatan Türk irfanına olan bağlılığı, eserin her satırında bir kandil gibi yanıyor. Cemil Meriç’in Jurnal'i, benim için sadece bir kitap değil, her okuyuşumda yeni bir derinlik keşfettiğim bir hazine olacak. Onun fildişi kulesinden yükselen bu ses, tüm toplumun yansımasıdır. Okunmasını şiddetle tavsiye ederim lakin ön yargılı insanlar okumaya tenezzül bile etmemeli.
Jurnal - Cilt 1Cemil Meriç · İletişim Yayınları · 20183,672 okunma
8/10
·120 syf.··
2026 24. kitabı
Türk tiyatrosunda absürt akımın en sarsıcı örneklerinden biri olarak gördüğüm Mikado’nun Çöpleri, karlı bir kış gecesinde bir adamın, kucağında bebeğiyle dışarıda kalan bir kadını evine davet etmesiyle başlayan, sabaha kadar süren o gerilimli ve varoluşsal süreci ele alan sürükleyici bir tiyatro eseridir. Anday, iletişimsizliği bir sanat formuna dönüştürerek dili gerçeği açıklayan değil, bilakis onu gizleyen bir araç olarak kullanıyor. Bu da eseri benim gözümde sadece bir dram olmaktan çıkarıp evrensel bir trajediye dönüşmesini sağlıyor. Mikado’nun Çöpleri, sadece bir "evde ağırlama" hikâyesi değildir. İnsanın kendi yalnızlığından kaçarken sığındığı limanlarda attığı çığlıkların hikâyesidir. Melih Cevdet'in üslubu zaten çok anlaşılır. İnsanı sıkmayan ve bağlayan bir üslubu var. Kitabı şiddetle tavsiye ederim.
Mikado’nun ÇöpleriMelih Cevdet Anday · Everest Yayınları · 20212,029 okunma
Reklam