Kişinin benliğini kırmanın birinci şartı, sopalarla dövmek değil, sahip olduğu adı reddetmekti. Sonra da yeni bir ad koymak. Sahip, ad koyandı. Evcil hayvanına ad veren bir çocuk ya da sırf kendilerine göre doğuda diye koca bir coğrafyaya Doğu diyen ve bu adı orada yaşayanlara da kabul ettirmiş olan Amerikalı ve Avrupalılar gibi!
Ne apartman görünüyordu ne de Bezir. Hepsi geride kalmıştı. Her şey. Bütün geçmiş. Kollarını açtı ve dizlerinin üstüne çöktü. Yıldızların bulutların ardında yaşadığı gökyüzüne bakıp, beş yıl önce yaptığı gibi bağırdı: "AAAAA!" Bu kez mutluluktan. Mutluluk A'ları! Birkaç camda ışık yandığını görünce doğrulup koştu. Beş sokaktan birine. Mümkün olsaydı, beşine birden sapardı. O güne kadar girmediği bütün sokakların acısını çıkarmak için. Ama seçti birini. Derda seçti. Başka biri değil. Sadece o. "Bunu istiyorum!" dedi ve istediğini aldı. Soldan üçüncü sokağın ağzından girip midesinde kayboldu.
O gece Derda, beyaz bir bayrak gibi salladı kendini camın önünde. O gece Derda, bir çığlık kadar çıplaktı karanlığın içinde. Ama kimse duymadı o çığlığı. Önünde kendini açtığı cam ses geçirmediği için, çiğ et gibi dövülmüş bedenini kimse görmedi. Ne çürüklerini görüp polise haber veren oldu, ne de teşhircilikten şikayet eden. Giyinmeden yattı Derda.