Varsın kendisi hayatın hakikatini apacık bir ayet olarak dört mevsim haykırıp dursun. Şehre lazım olan, bu gerçeğin üzerine örtülmüş o mahut "bilimsel esrar" ile uğraşıp durmaktır.
Plancılar yeşil alanları yeşile boyuyorlar, çevreciler oturdukları modern teknojinin koltuklarında mayışarak dumansız yakıt, zararsız deterjan istiyorlar. Onların bütün korkusu alışkanı oldukları "yalancı cennet" e bir gün "elveda" diyecekleridir. Balkonlarda büyüyen çocuklar tavuktan korkarken, ihtisas alanı dışında kalanlar buğdayla arpayı ayırt edemezken, kim bakar Akbank'ın önündeki armut ağacına.
Ne gün korkusu, ne istikbal endişesi. Kanser, IMF, bilgisayar ve kredibilite icat edilmemişti. Kirayı ödemiyorduk. Dişçilerden nefret ediyorduk ve fotoğraf çektirmiyorduk. Hastanede, maliyede, poliste ve genelevde kaydımız yoktu. Buna mukabil gerçekten gülebiliyor, hakikaten ağlayabiliyorduk. Zenginlik ve fakirlik, güzellik ve çirkinlik, bayağılık ve saygınlık bize göre değildi.
Üstümüzde mavi gök delinmemiş, altımızda yağız yer yarılmamıştı. Etrafta ne motor sesi, ne parfüm kokusu duyuluyordu. Gökdelenlerin gölgesi gönlümüzü karartmamıştı. Çevremizde ne çit, ne duvar, ne de ekonomik ambargolar vardı. Kimse yalan söylemediği için hava kirliliğinden habersizdik. Günler, geceler, mevsimler, yıllar bölünmemişti. Tayin edilen zamanın sapkın kelepçesi bileklerimize geçmemişti...