Ahmet

Ahmet
@estelli47
Solmaya Mahkûm Bir Hayatta, Olmaya Çalışan Aciz Bir Kul .
Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni
Selçuk Üniversitesi
Batman
Midyat, 31 Aralık 1976
744 okur puanı
Şubat 2019 tarihinde katıldı
Yakup Cemil, bir koca devlete iki tabancayla karşı koymaya çalışmış, nihayet devlete değil, emir erinin ihanetine yenilmişti. İhanetin çok zaman devletten üstün olduğu anlaşılıyordu.
Sayfa 324·Kitabı okudu
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Kemal Tahir Farkı: Yakup Cemil'i burdan okuyun.
Baksana koca Yakup Cemil Bey harpte mi öldü! Allah rahmet eylesin! Ben ömrümde onun kadar babayiğit adam görmedim. Biz o vakitler buraya yeni gelmişiz! Bir meseleden Enver Paşa'yı kızdırmış. Haydi babam, yakaladılar, buraya kapattılar. Askerleri de dışarıda bakırcı dükkânında oturmakta... Yakup Cemil Bey'in askerleri... Mahpushanedeki babayiğitlerden bir tabur seçmiş. Eğer o gün yakalamasalarmış, muharebeye gidip Bağdat'ı İngiliz'den geri alacakmış. Alacağına da hiç şüphen olmasın! İşte, bu senin yattığın odaya kapattılardı. 'Dışarda askerleri var' dedim ya, pencereden bir işaret etse, Istanbul'u yakarlar şart olsun... Herifler dipten doruğa silahlı..." "Silahlıysalar işarete ne lüzum var? Neden gelip kurtarmamışlar?" "Dedim ya, vade yetmiş... Buraya kapatmışlar ama, üzerinden silahlarını alamamışlar. Üstünde iki tabanca taşımakta... Çizmelerinin içinde... Biz de acemi eriz. Sağı, solu öğrenemedik. Ortada laflar dolanmakta... 'Huyu bozuktur. Su istedi, yetiştiremedin mi, kurşunu göğsüne yersin. Sıkıştı ayak yoluna gidecek, kapıyı acele açmadın mı, işin bitik!' Buraya nöbete gelirken arkadaşlarla helalleşmekeayiz. Bir ses olsa, yallah, savuşacağız." "Tabancalarını neden alamamışlar?" "Almak kimin haddi? 'Vermem!' demiş. Buyur bakalım... Şaşılacak bir iş ki, şaşılacak bir iş... Arkasında iki tane emir eri var. 'Apansız basarlar da, bir kahpelikle silahlarımı alırlar,' diyerek onlara etrafı kollatmadan su dökmeye bile gitmez. Tabancalarından korkularına, sorguya falan da çekmediler mi sana! Biz canımızdan bezdik efendi... 'Ölsek ötesi yok!' dedik. Hitamında emir erlerinden birini kandırmışlar. 'Seni onbaşı, çavuş ederiz. İşte dünyalığın!' demişler. Namert herif, bir akşam su dökme zamanı, dışarı çıkmış, biraz durup içeri girmiş. 'Kimse yok Albayım!' demiş. Fukara
Sayfa 310·Kitabı okudu
Sanat,sanat içindir demek, "Sanat kuvvetlinin emrinde' demek... Bize sanatlarıyla yardım etmeyenler, son hesaplaşmada kime yardım etmiş oluyorlar?
Kahramanlık sıradan olunca
Bir yedek subay arkadaşım vardı. Çiçek meraklısıydı. Esir kampında, mutlaka iki konserve kutusunda, iki incecik yeşillik bulunduruyordu. Geçen gün rastladım. Bir kahveye oturup konuştuk. Muharebede o kadar pervasızdı ki eski çavuşlar onun takımına düşmemek için dua ederlerdi. 'Anadolu'ya geçecek misin?' diye sordum. Zerre kadar utanç duymadan 'Hayır,' dedi. 'Ben bu işe hiç karışmayacağım!' dedi. 'Doğrusunu ister misin, benim gözüm yıldı. Ben artık hiçbir işe yaramam,' dedi. Annesine birkaç defa ölüm haberi gelmiş... Çünkü birkaç defa haftalarca düşman içinde kaldı. Hepimiz öldüğüne inandık. Sonra esir düştü. Gene öldüğünü söylemişler. Hatta ailesine aylık bile bağlanmış. İstanbul'a döndük, dedi. Bir akşamüzeri... Bizim mahallede bir yokuş vardı. Alacakaranlıkta bunu çıkıyorum. Bir yeldirmeli kadın da iniyor. Neredense annem olduğunu tanıdım. Bakkala yoğurt almaya gidiyormuş. O kadar heyecanlanmışım ki, duvara dayanarak bekledim. Benim hizama gelince, Anne!' dedim. Bunu demedim, adeta inledim. Neredeyse ağlayacaktım. O da benim sesi-mi tanıdı. İsmail sen misin? diye sordu. Hani gereksiz sorular vardır ya, işte onlardan birisi... Yoksa beni tanıdı. Ne yaptı bilir misin? Elindeki kâseyi eğilip yere koyduktan sonra kucakladı beni... Biz ana-oğul, öylece ağlaşırken, yemin ederim ki, aklı fikri, yere bıraktığı kâsedeydi... Aman kırılmasın! Ben kendi-mi belki yüzlerce defa, o kâseden daha değersizmişim gibi ölü-me attım. Bunu sen gördün, bilirsin... Annem, mezardan geri gelen oğlu için, kenarı çatlak bir kâseyi -vallaha kenarı çatlaktı, eskici Yahudi iki kuruş vermezdi- yere atamadı. Sonra, akrabaları, dostları, komşuları, hemşerileri dolaştım. Hepsin-de bu kaseyi yere atamamak hali fazlasıyla vardı. Harbe gidenler haklı olarak umursamaz olmuşlardı. Bir suretle yakalarını
Sayfa 212·Kitabı okudu
Kurtuluş Mücadelesi uğruna....
Olup bitenlere bir ucundan karışınca, insanlık, erkeklik vazifesinin, bugün için, çoluğu çocuğu yüzüstü bırakıp Anadolu'ya geçmek olduğunu kestirmişti. Memleket uğruna hapse girmiş bir arkadaşın kahraman karısına yardım ederek vazifesini yapmakta olmasaydı, bu şerefli yürek huzuruna kavuşmamış bulunsaydı, geriye kalan biricik şeref yolunu belki tutamayacak, yani Nermin'le Ayşe'yi yüzüstü, kimsesiz, parasız bırakarak Anadolu'ya geçemeyecek, hiçbir zaman bu kadar kahraman olamayacaktı. Kendi kendine bile pek açıklamak istemediği gerçek buydu. Kolay, tehlikesiz bir mazeretle asıl zor işten kurtulmuştu.
Sayfa 175·Kitabı okudu