Baksana koca Yakup Cemil Bey harpte mi öldü! Allah rahmet eylesin! Ben ömrümde onun kadar babayiğit adam görmedim. Biz o vakitler buraya yeni gelmişiz! Bir meseleden Enver Paşa'yı kızdırmış. Haydi babam, yakaladılar, buraya kapattılar. Askerleri de dışarıda bakırcı dükkânında oturmakta... Yakup Cemil Bey'in askerleri... Mahpushanedeki babayiğitlerden bir tabur seçmiş. Eğer o gün yakalamasalarmış, muharebeye gidip Bağdat'ı İngiliz'den geri alacakmış. Alacağına da hiç şüphen olmasın! İşte, bu senin yattığın odaya kapattılardı. 'Dışarda askerleri var' dedim ya, pencereden bir işaret etse, Istanbul'u yakarlar şart olsun... Herifler dipten doruğa silahlı..."
"Silahlıysalar işarete ne lüzum var? Neden gelip kurtarmamışlar?"
"Dedim ya, vade yetmiş... Buraya kapatmışlar ama, üzerinden silahlarını alamamışlar. Üstünde iki tabanca taşımakta... Çizmelerinin içinde... Biz de acemi eriz. Sağı, solu öğrenemedik. Ortada laflar dolanmakta... 'Huyu bozuktur. Su istedi, yetiştiremedin mi, kurşunu göğsüne yersin. Sıkıştı ayak yoluna gidecek, kapıyı acele açmadın mı, işin bitik!' Buraya nöbete gelirken arkadaşlarla helalleşmekeayiz. Bir ses olsa, yallah, savuşacağız."
"Tabancalarını neden alamamışlar?"
"Almak kimin haddi? 'Vermem!' demiş. Buyur bakalım... Şaşılacak bir iş ki, şaşılacak bir iş... Arkasında iki tane emir eri var. 'Apansız basarlar da, bir kahpelikle silahlarımı alırlar,' diyerek onlara etrafı kollatmadan su dökmeye bile gitmez. Tabancalarından korkularına, sorguya falan da çekmediler mi sana! Biz canımızdan bezdik efendi... 'Ölsek ötesi yok!' dedik. Hitamında emir erlerinden birini kandırmışlar. 'Seni onbaşı, çavuş ederiz. İşte dünyalığın!' demişler. Namert herif, bir akşam su dökme zamanı, dışarı çıkmış, biraz durup içeri girmiş. 'Kimse yok Albayım!' demiş. Fukara