"İstanbul'dan geldim" Dünyanın yarısından çoğunda büyü etkisi yapan bir cümledir bu. Ama hele buralarda, Balkanlar'da, bu bir cümleden ötesidir artık: Hatıraları hatıralara, kalpleri kalplere, kaderleri kaderlere, şehirleri şehirlerin ecesine bağlayan bir paroladır. Artık aramızdan biri değil, hepimiz İstanbulluyuzdur, hep birlikte Mehlika Sultan'ımıza aşık yedi gencizdir.
Bütün bunların benim için ne kadar değerli olduğunu anlatmak kolay değil. Bu dünyada bir tek şey istedim. Bunu gerçekten çok istedim. O kadar büyük bir şey değil aslında. Kime sorsanız aynı cevabı alacağınız kadar sıradan. Biri beni anlasın, biri beni gerçekten anlasın; yıllardır kaybolduğum o köhnemiş, toz toprak içindeki, yıkılmaya yüz tutmuş metruk binadan çıkayım. Gökyüzünü göreyim. İçine kapatıldığım - böyle söyleyerek birilerini suçlamak istemiyorum ama gerçek böyle- bu tuhaf esaret son bulsun istedim. Biri beni anlayarak özgürleştirsin. Ruhumu serbest bıraksın alıkonduğu o daracık mahzenden. Biri beni anladığını söylesin ve bir çift kanat taksın yorgun omuzlarıma. Ayaklarımda derman kalmadı çünkü, kalbimde derman kalmadı.