“Doğru. Ressam olduğum için romanları baştan sona okuma ihtiyacı hissetmiyorum. Neresini okursam okuyayım bana ilginç gelecek. Seninle konuşmak da ilginç geliyor. Burada kaldığım her gün seninle konuşmak isteyecek kadar. İstersen sana âşık da olabilirim. Öyle olursa daha ilginç olur. Ama sana âşık olduğum için seninle evli olmak zorunda olduğum an, artık romanları da baştan sona okumam gerekir.”
Böyle hayal gibi bir yerde, yaşamın; sadece şarkı söyleyen kuşların, düşen çiçeklerin, dolup taşan kaplıca sularının meselesi olduğunu varsayarak yanılmıştım. Gerçek dünya; dağları, denizleri aşmış, on ikinci yüzyılın büyük klan savaşlarından mağlup savaşçılar olarak ayrıldıktan sonra ıssız bir köyün tek katlı evinde uzun zamandır barış içinde yaşayan insanları bile bulmuştu.