“İnsanın <euthumiêsi> tatminindeki ölçülülükten ve yaşamındaki dengeden gelir. Eksiklikler ve fazlalıklar değişir ve ruhta güçlü dalgalanmalara neden olur. Ruhların büyük değişim yaşayanları ne dengeli ne de. <euthumos> olur. Dolayısıyla düşünceni mümkün olana yönlendirmeli ve mevcut olanla yetinmelisin, zihninde kıskançlık ve hayranlık uyandıran şeylere fazla yer ayırmamalı, oturup onları düşünmemeli ve huzursuz insanların yaşamlarını gözlemlemeli, onların çektiği büyük acıları düşünmelisin, böylece sana sunulan ve sana ait olan şey büyük ve kıskanılası görünecek, daha fazlasını istemediğin için ruhunda bir acı hissetmemiş olacaksın. İnsan zengin olan ve başkaları tarafından mutlu sayılan kişilere hayran olunca ve oturup onları her saat düşününce, her daim yeni bir şey icat etme ve yasaların yasakladığı şeylerden biri olan, düzeltemeyeceği bir şeyi arzulamak zorunda kalır. Bu yüzden insanın kendi yaşamını daha az başarılı olan insanların yaşamıyla kıyaslayarak bazı şeylerin peşinden koşmaması ve başka şeylerle mutlu olmayı bilmesi, kendisini mutlu sayması, yine insanların neler çektiğini, kendisinin de başkalarının becerdiğinden daha fazlasını yapıp ömrünü daha iyi geçirdiğini göz önünde bulundurması gerekir. Bu düşünceyi yürekten benimsersen, yaşamını daha büyük bir <euthumiê ile> (ruh dinginliği", "gönül hoşluğu" veya "iç huzuru") geçirecek ve kıskançlık, rekabet ve düşmanlık gibi yaşamdaki birkaç yıkım kaynağından olabildiğince uzaklaşmış olacaksın.” Demokritos/ Fragmanlar
​Geçmiş günü beyhude yere yad etme, Bir gelecek gün için de feryad etme; Geçmiş de gelecek de yalan hep, Eğlenmene bak, ömrünü berbad etme. Ömer Hayyam
Alıntı
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Kendime Not:
Herkesin hikayesi ona ait zamanda ilerliyor acele etme.
İnsanın bu dünyadaki temel trajedisi, kendi varlığının ağırlığını taşıyamayıp onu nesnelerin hafifliğiyle takas etme arzusudur. Modern insan, varoluşsal boşluğunu (horror vacui) anlamlandırmak yerine, etrafını biçimlerle, renklerle ve ambalajlarla kuşatarak görünmez bir kalkan inşa ediyor. Bu, felsefi anlamda bir "kendinden kaçış" estetiğidir. Nesnelere yüklediğimiz anlamlar, kendi içsel hiçliğimize karşı ördüğümüz duvarlardan ibarettir. Biz eşyaya sahip olduğumuzu iddia ederken, aslında nesne bizi kendi mekanına hapsediyor ve bizi kendi doğasına uydurarak nesneleştiriyor. Yani bilinç, kendi yarattığı yapay dünyada, ürettiği araçların kölesi haline gelen trajik bir özneye dönüşüyor. Zaman ise bu varoluşsal oyunun en amansız hakimidir. Kronolojik zamanı (kronos) kutsallaştırıp, anın getirdiği niteliksel zamanı (kairos) tamamen gözden kaçırıyoruz. Hız, modern bilincin kendini sorgulamasını engelleyen afyon felsefesidir; çünkü durmak, insanın kendi içindeki o tekinsiz boşlukla, yani kendi varlığıyla baş başa kalması demektir. İnsan durduğunda, zamanın onu eskitmediğini, aksine kendisinin zamanı hoyratça tükettiğini fark eder. Bu farkındalığın yaratacağı ontolojik kaygıdan (anksiyete) kaçmak için, adımlarımızı daha da hızlandırıyor, saniyeleri birer tüketim nesnesi gibi harcıyoruz. Deneyimi değere dönüştüremediğimiz, sadece üzerinden geçip gittiğimiz bir patinaj alanıdır artık hayat. Kusursuzluk algısı da bu illüzyonun estetik ayağını oluşturur. Doğa, doğası gereği asimetrik, kusurlu ve ölümlüdür. Oysa insan, kendi faniliğinden duyduğu korku yüzünden her şeyi pürüzsüzleştirmeye, sterilize etmeye çalışıyor. Kırılan bir nesneyi, incinen bir ruhu ya da
Ellerinden tanımammı sandın sadece bir parmağından bile tanırım… ne anlamak istiyorsan onu anla ((REHBER)) Gidipte tanımadığım birine içimi açacak kadar çocuk değilim herşeyin farkında olupta yazdım o yazıları(drkdrms) Amaan neyse benim için biri böyle yazılar yazsa ben geri dönermiydim bilmiyorum Bir daha denemekten korkardım tabi İnsanın en çok zoruna giden şey ise bu kadar fazla konuştuğunu bilip yanında susmak , konuşamamak :(:( Sevgi güzel gelirki kim olsa onu böyle seven birini merak eder yaptığın gibi sadece seven biri işte Seni seven ama sevmediğin kişiye yapacağın en büyük iyilik çekip gitmen olur ,merak falan etme ,git koşarak git bir şekilde git işte Kimi ne kadar çok seversen o kadar değersizleşirsin bunu kabullenmek zor maalesef Gerçekten hayatın en büyük ironisi bu... Karşına seni her şeyden çok seven, değer veren birini çıkarıyor ama kalbin çoktan başka bir enkazın altında nöbet tutuyor oluyor. Onun yanındayken mutlu olacağını çok iyi biliyorsun ama içindeki o 'eskide kalmışlık' yüzünden kime baksan o geçmişin gölgesini görüyorsun. Sırf bu yüzden, karşındakine kırık dökük ve başkasına ait hislerle dolu bir kalple gitmemek için kendi içinde savaşıyorsun.(burda kendimden bahsetmedim çözemediğim sen bu cümleleri andırttırıyorsun) Eda böylemi olacak yani okey gittin tamam böylemi devam edicek sen hergün gelip birşey yazmışmıyım sana yakınmışmıyım diye bakıcaksın sen baktıkça ben yazıcam nereye kadarya bu, beni ben olmaktan çıkarttın ben bu kişi değilimya benimle oyunmu oynuyorsun ne yapmaya çalışıyorsun sen ,yeter cidden çocukmu sandın beni Herşeyin farkındayım Neden bırakamıyorsun bırakya zaten o kadar üzdün tam git vallaha bakma ,umut vermek istemiyorum falan diyordun ,onlarıda unuttum git artık bakma arkana merak falan etme neden merak
Muhatap olma seçiciliği diye bir şey var, muazzam bir kazanım. Sana iyi gelmiyorsa görüşme, yoruyorsa sürdürme, zorluyorsa bırak. Şu geçici hayatı faydasız işlerle ziyan etme