Meyvelerini taşıyamayan
Ağaçlar gibiyim
Sularını taşıran ırmaklar gibi...
Bu kadar mutluluk çok bana
Onu günlere
Onu aylara bölmeliyim
Ve bir tek gülüşünü senin
Kutlamalıyım yıllarca...
Yaşamın ufuk çizgisindeyim
Denizin gümüşündeyim, göğün aylasında
Ben denizi seçtim
Vurmak için bu dünyanın bütün kıyılarına.
Daha söyleyecek
Çok sözüm var çünkü,
Daha yaşanacak nice yaz günü...
Ben Akdeniz diyorum ya,
Sen kendi adını ver ona
Ve o ilk gülüşün olsun
Mutluluğun yüzgörümlüğü.
Özleyip de vardığım her yerden hemen kaçsam diyorum
Ne aradığımı biliyorum, ne de bulduğumu
Bilmem neresinde yanıldım ben bu hayatın?
Yüreğimi kabartan o sevinç, şimdi sonsuz bir acı oldu.
"Öğle olmasına bir saat kala gülümseyerek ona bakıyordum. Tanrım, bu kadın olmasaydı dünya(m) ne kadar boş, eksik ve yapayalnız kalacaktı? Onsuz bir Kuzguncuk, Üsküdar, bir İstanbul, onsuz bir Türkiye, dünya, bir evren düşünebilir miydim ben? Düşünmüş müydüm hiç! Olmuş muydum yokluğunda? Onun bana kattığı incelikler ve sürprizlerle dolu sevinç, yürek ağızda heyecan, umut edebilme enerjisi, yitirme korkusuyla uyarılma hali... Hiç bitmeyecek oluş sevinci... Aldatılmayacağına inanmak masumiyeti... Bunları toplu halde bu kadar uzun süre hangi kadın bir erkeğe yaşatabilmiştir? Bir mucizenin bu kadar yakın ve sürekli olabilmesi ayrı bir destan konusu sayılmaz mı?"
“Yaşantımda ne daha önce, ne de sonra bu kadar kumrala boyanarak doğmuş bir kız gördüm ben! Ve o andan sonra hiçbir kadının gözleri onunkinden daha derin ve güzel olmadı!”