dinsel açıdan eşitlik, tanrının evlatları olduğumuz, aynı ilahî insan özünü taşıdığımız, hepimizin bir olduğu anlamına gelmektedir. bu aynı zamanda insanlar arasındaki büyük farklılıkların saygıyla karşılanması gerektiği, çünkü her birimizin başlı başına bir evren, bir varlık olduğu anlamını da taşır.
Doğada her zaman olduğu gibi, zayıflamış unsurların üzerine saldırılır; kanları emilir, öldürülür ve yok edilirler. İnsan toplumu da bu açıdan en alçak, zira en sinsi olanıdır. Yüzyıllar bunu hiç değiştirmemiştir, tersine, yöntemler daha da inceltilmiş ve dolayısıyla daha da korkunçlaşmış, daha da alçaklaşmıştır, ahlak bir yalandır.
Topluluk olarak toplum, çok ya da az sayıda insan arasından birisi kurban olarak seçilinceye kadar rahat durmaz ve o andan sonra o kişi herkes tarafından ve her fırsatta tüm işaret parmaklarının hedefi olur. Toplum olarak topluluk daima en zayıf olanı bularak insafsız alaylarına ve her defasında daha da korkunçlaşan alay ve aşağılama işkencelerine tabi tutar ve her defasında daha da yaralayıcı alay ve aşağılama işkenceleri keşfetmekte en yaratıcı olan, topluluktur. Ailelere bakmamız yeter, onlarda hep alay edilen ve dalga geçilen bir kurban buluruz, üç insanın olduğu yerde mutlaka alay edilen ve aşağılanan birisi vardır ve daha büyük topluluk bu gibi bir ya da daha çok kurban olmadan toplum olarak varlığını asla sürdüremez. Topluluk olarak toplum eğlencesini daima göbeğindeki bu gibi bir ya da birkaç kişinin kusurlarında bulur, yaşam boyu gözlemlenebilir bu ve kurbanlardan bütünüyle mahvoluncaya kadar faydalanılır.
Montaigne'in dediği gibi, kendimi diğer her şeyden daha fazla irdeliyorum, benim metafiziğim bu, benim fiziğim bu, kendi işlediğim konunun hükümdarıyım ve kimseye hesap borcum yok.