ÇÖLLERDEN ‘DELETE’E
Doç. Dr. Şafak Nakajima
Orpheus, müziğiyle doğayı bile büyüleyen bir ozandır. Lirini çaldığında rüzgâr durur, hayvanlar sakinleşir, en sert kayalar bile yumuşar. Eurydike ise onun büyük aşkıdır. Birbirlerine derin bir bağla tutunurlar. Bir gün Eurydike bir yılan tarafından sokularak ölür. Orpheus’un dünyası darmadağın olur. Sevdiğini kaybetmeyi kabullenemez ve onu geri getirmek için yaşayanların dünyasını bırakıp yeraltına, Hades’in karanlığına inmeye karar verir. Bu, neredeyse hiç kimsenin göze alamayacağı bir yolculuktur.
Doğuda da benzer bir içsel yolculuğu Kays ile Leyla’nın hikâyesinde görürüz. Çocukluklarında başlayan yakınlıkları zamanla öyle derin bir aşka dönüşür ki Kays’ın adı unutulur, herkes ona Mecnun der. Aşkı onu dünyadan koparmış, kendi içine doğru uzanan bir arayışa sürüklemiştir. Leyla’nın ailesi bu hâli “delilik” olarak görür ve kızlarını ondan uzak tutar. Mecnun çöllere çekilir. Aşkı artık Leyla’nın bedeninden çok, onun varlığının anlamına dönüşür.
Batı edebiyatında Romeo ile Juliet’in hikâyesi, aşk için her şeyi göze almanın sembolüdür. Düşman iki ailenin çocuklarıdır onlar. Bu düşmanlığın nedeni bile unutulmuştur; nefret kuşaktan kuşağa devredilir. Bir baloda karşılaşır ve birbirlerine tutulurlar. Aşkları tehlikelidir. Yine de riski göze alır, geri adım atmazlar. Juliet ailesi tarafından başka biriyle evlendirilmeye zorlanınca gençler yeniden kavuşmak için riskli bir plan yaparlar. Juliet ölüm benzeri bir uykuya dalmasını sağlayan bir iksir içer. Fakat haber Romeo’ya yanlış ulaşır. O, Juliet’in gerçekten öldüğüne inanır. Mezara gider, sevdiğinin cansız sandığı bedenine bakar ve yaşama tutunacak hiçbir şey kalmadığını düşünerek kendi hayatına son verir. Romeo’nun ölümünden kısa süre sonra Juliet uyanır. Sevdiğini yanında ölü