Ev, çocukların adaleti öğrendiği yer değil; adaletsizliğin nasıl sevgi kılıfıyla meşrulaştırıldığını keşfettiği ilk kaledir.
Cebimde Kırık Bir Bilye, İçimde Bitmeyen Bir Güz... ​Terk edilmiş bir çocuğum ben; dünyanın bütün lunaparkları kapandıktan sonra o boş dönme dolaba bakıp kalan, o sessizliği kendine vatan belleyen... ​İnsanlar sanıyor ki terk edilmek, sadece birinin bir sabah ceketini alıp çıkmasıdır. Oysa öyle değil. Terk edilmek; bir çocuğun boyunun yetmediği o tezgahtan, dünyayı hep biraz eksik, hep biraz uzaktan izlemesidir. Bir kere o kapı kapandı mı, artık bütün kapılar size kapalıymış gibi hissedersiniz. Rüzgar esse, "beni mi çağırıyor?" dersiniz; yağmur yağsa, "gözyaşlarımı saklamak için mi?" ​Cebimde hâlâ o günden kalma kırık bir bilye var. Yuvarlanmıyor, çünkü hayatın o pürüzsüz akışına bir türlü uyum sağlayamadım. Terk edilmiş çocuklar, büyümezler aslında; sadece saklanmayı daha iyi öğrenirler. Kalabalıkların içine saklanırlar, işlerinin arkasına, bazen de en parlak gülüşlerinin arkasına. Ama ne zaman bir çocuk sesi duysak, o terk edildiğimiz sokağın köşesine geri döneriz. O sokak hiç bitmez, o bekleyiş hiç geçmez. ​Bizim gibilerin pusulası hep bozuktur; çünkü bize "ev" diye öğretilen yer, ilk fırtınada yıkılan o kumdan kaledir. Bu yüzden ne zaman birine sığınmaya kalksak, önce kaçacak bir delik ararız. Kalmanın yükü ağırdır bizim için; çünkü gitmenin ne kadar kolay, kalmanın ise ne kadar "tesadüf" olduğunu o yaşta görmüşüzdür. ​Annem ya da babam... Kimin gittiğinin bir önemi yok artık. Çünkü giden, sadece kendini götürmez; senin o çocuksu güvenini, dünyaya bakışındaki o berrak suyu da yanında götürür. Geriye kalan, kurumuş bir kuyu ve o kuyunun dibinden gökyüzünü izleyen o küçük, sessiz çocuktur. ​Şimdi kocaman adamlar, kadınlar olduk güya. Ama bir bayram sabahında ya da kalabalık bir akşam sofrasında, içimizdeki o çocuk hâlâ o kapı eşiğinde bekliyor. Gözleri yolda değil
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
2Mayis2025 Hutbe
“Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, hayâsızlıktır, çok kötü ve çirkin bir yoldur.” (İsrâ, 17/32) Muhterem Müslümanlar! Yüce dinimiz İslam’ın haram kıldığı büyük günahlardan biri de nefsi ve nesli ifsat eden zinadır. Zina; dinen ve hukuken geçerli bir nikâh bağı olmayan erkek ve kadın arasındaki birlikteliktir. Zina; aile kurumuna yapılan en büyük saldırıdır. Yuvaların dağılmasına sebep olan, gençlerin umutlarını karartan, hayallerini yıkan apaçık bir hayâsızlıktır. Zina; toplumun ahlaki değerlerini kökünden sarsan, maddi ve manevi birçok hastalığın yaygınlaşmasına zemin hazırlayan çirkin bir davranıştır. Aziz Müminler! İslam, sadece zinayı değil; zinaya götüren bütün yolları da haram kılar. Nitekim Yüce Rabbimiz,وَلَا تَقْرَبُوا الزِّنٰٓى اِنَّهُ كَانَ فَاحِشَةًۜ وَسَٓاءَ سَب۪يلاً “Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, hayâsızlıktır, çok kötü ve çirkin bir yoldur.”[1] buyurmaktadır. Dolayısıyla ister gerçek hayatta, ister sanal âlemde, isterse yazılı ve görsel medyada kişiyi zinaya götüren söz, tutum ve davranışların tamamı haramdır. Allah’ın insana bir emanet olarak verdiği bedenin teşhir edilmesi, tesettüre uygun olmayan elbiselerin giyilmesi haramdır. Aralarında dinen evlenme engeli olmayan bir erkek ve bir kadının baş başa kalması ya da ev arkadaşlığı adı altında bir arada bulunması haramdır. ‘Flört, dost hayatı, arkadaşlık, kaçamak, aldatma’ gibi kavramlarla bu büyük günah asla masum gösterilemez. ‘Gönül ilişkisi, yasak aşk, gençlik hevesi, düzeyli birliktelik’ gibi sözlerle zinayı meşrulaştırmak, harama giden yola kapı aralamaktır. ‘Çapkınlık’ denilerek övünülen şey, esasında bir zinakârlıktır, insanın namusuna göz dikmektir, haramdır. Hele hele özgürlük adıyla bütün dünyaya dayatılmaya çalışılan ve Lût (a.s)’ın kavmini helake sürükleyen eşcinsellik ise Allah’ın lanetlediği
İnsan ve Toplum
EMERSON
Ev, içine kralın bile giremeyeceği bir kaledir.